ÇÖLLEŞME- KURAKLIK - AÇLIK

  • Yazar :Selda Asker
  • Eklenme Tarihi :17.06.2022 11:03
  • Güncelleme Tarihi : 05.10.2022 04:56

17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü 1994 yılında, Birleşmiş Milletler’in aldığı kararla çölleşmeye ve kuraklığa dikkat çekmek, önlem almak amacıyla kabul edilen gündür. Küresel iklim değişikliği sonucu dünyanın birçok bölgesinde artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar kuraklık olaylarının sıklığını ve ciddiyetini artırıyor. Aşırı su kullanımı, yanlış sulama yöntemleri, orman alanlarının yok edilmesi, meraların amaç dışı kullanımı, yok edilen sulak alanlar, su kaynaklarının hızla kuruması, yanlış tarım politikaları sonucu çölleşme ve kuraklıkla karşı karşıya değil iç içeyiz. Saydığım nedenler hidrolojik döngünün tahrip edilmesi, doğal felaketlere karşı teminatımız olan ekolojik dengeyi değiştirmektedir. Topraklarımız iklim değişikliğinin de etkisiyle her geçen gün verimliliğini kaybediyor, bozuluyor. Bugün küresel boyutlarda etkili olan çölleşme ve kuraklık, Türkiye gibi kurak ve yarı kurak iklim kuşağında bulunan ülkelerde aşırı sıcak günlerin sayısında ve orman yangınlarında artış, su kaynaklarında azalma, tarımda verim kaybı, biyolojik çeşitliliğin azalması etkileriyle birlikte görülüyor. Halihazırda artan sıcaklık, yağış miktarındaki azalma, su kaynaklarının tahrip edilmesi ve artan talepler sonucunda kişi başına kullanılabilir su miktarımız giderek düşüyor; erozyon sonucunda verimli topraklarımızı kaybediyoruz.
 Ülkemizin de 1998 yılında taraf olduğu Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi çerçevesinde tarafların yerine getirmeleri gereken en önemli yükümlüklerden birisi, Eylem Planı hazırlanmasıdır. Türkiye, Çölleşme ile Mücadele Ulusal Eylem Planı’nı hazırlamış ve yürürlüğe koymuş durumdadır. Plan çerçevesinde, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu uygulamaya girmiştir. Bu anlamda beklentim yapılan yatırımlarda (su kaynaklarının baş düşmanı çimento fabrikası, taş ocakları , madencilik vb) özellikle ÇED raporları hazırlanırken Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa uyulması ve gerçekçi ÇED raporları hazırlanmasıdır.
 Bugün ülkemiz topraklarının takriben %60’ında  şiddetli erozyon ve çölleşme riski bulunmaktadır. Her yıl 500 milyon tondan fazla toprağımızı, çölleşmenin en önemli sebeplerinden olan erozyonla kaybetmekteyiz.  Bu, sadece toprak değil, 500 bin ton buğday ve 50 milyon ton da su kaybı anlamına geliyor.  Sonuç AÇLIK VE SUSUZLUK..

Çölleşmenin beraberinde getirdiği bir diğer problem ise toprağın tuzlanarak çoraklaşmasına ve su kıtlığına yol açmasıdır. Çölleşmeye DUR diyebilmek için öncelikle, yaşadığımız yerlerde tasarruflu su kullanımını temin etmemiz gerekmektedir. Bunun içinse mevcut su kaynaklarımızın büyük bir bölümünün kullanıldığı zirai sulamada tasarruf sağlamalıyız. Çünkü vahşi sulama sadece suyu israf etmekle kalmaz; rastgele salınan su, toprağın en verimli üst tabakasını sürükleyip erozyon ve çölleşmeye yol açar.

Bindiğimiz dalı kesmeyelim,yaşayacak başka bir dünya yok. Siz şu satırları okurken dünyada yüzlerce çocuk belki de susuzluktan yaşamını yitiriyor. Su temel haktır. Kalkınmanın başlıca itici gücü olan su kaynaklarını, doğru, bilinçli, adil, barışçı bir şekilde kullanmak zorundayız.