BUĞDAY MI, AÇLIK MI, ALTIN MI?

  • Yazar :Selda Asker
  • Eklenme Tarihi :23.04.2022 01:25
  • Güncelleme Tarihi : 05.10.2022 04:25

Erzincan İliç İlçesinde büyük bir çevre felaketi yaşanıyor. Erzincandaki altın madeni Türkiye ‘nin Çernobilimi olacak? sorusu günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. Yıllardır siyanür ve sülfrik asit yayan madenin bölgede ekolojik yıkıma neden olduğunu bilinirken altın madeninde kapasite artırımına gidilmesi tam bir akıl tutulması. 200 futbol sahası büyüklüğündeki siyanürlü atık yani zehir havuzu 3 kat daha büyütülmek isteniyor.

Milyonlarca ton dünyanın en tehlikeli kanserojen kimyasallarının, siyanürün,sülfürik asidin Türkiye'nin en büyük nehirlerinden Fırat Nehri ve Barajına karışması yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının, toprağın, tarımsal ürünlerin zehirlenmesidir. Bunun anlamı; havadan, sudan, topraktan yediğimiz içtiğimizle yavaş yavaş ölüyoruz demektir. Pandemiyle birlikte çevrenin, çevresel faktörlerin korunmasının ne kadar önemli ve değerli olduğunu sivil, siyasi, dernek ,herkesin dile getirdiği ve fark ettiği bu dönemde böyle bir felakete göz yumulamaz.  Bölge halkının, çevre örgütlerinin, aktivistlerin tüm mücadelerine karşı 600 futbol sahası büyüklüğe çıkarılmak istenen bu alandan çıkacak altın hayatımızdan, çocuklarımızın geleceğinden, altın değerindeki tarımsal üretimimizden kıymetli değil. Bugün daha çok altını değil buğdayı, sebzeyi nasıl üretirizi ve tarımsal alanların kapasitesinin arttırılmasını, korunmasını konuşmamız gerekir. Bu faaliyetler sonucu iklimi değiştirdik, tarımı öldürdük. Açlık ve kuraklık kapıda. Ekmek yerine altın yiyip su yerine altın içemezsiniz. Ekolojik depremin şiddeti çok ağır olur. Bir köyde yaşayanlar  “ Bu köyde çamur akıyor, zehir kokuları geliyor, arılar ölüyor” diyorsa burda kul hakkı vardır ve bu iki cihanda sorumluların yakasını bırakmaz.