5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ!

  • Yazar :Selda Asker
  • Eklenme Tarihi :04.06.2022 12:00
  • Güncelleme Tarihi : 05.10.2022 05:46

Bugünün köşesinde enine boyuna çevreyi konuşalım. Uzun yıllar çevre mücadelesi içinde yer alan, çevreyi korumak adına bir çok saldıraya maruz kalan, geleceğe yaşanabilir bir miras bırakmak için elini değil başını taşın altına koyan bir aktivist olarak Dünya Çevre Gününde yıllar sonra ilk defa basın açıklaması yerine çevreyi köşemde yazıyorum. Yazacak çok şey var ama öncelikle şunu belirtmeliyim ki 30 yıllık mücadeleye rağmen ne dünyada ne ülkemizde ne de Hatay’da KUTLANACAK BİR ÇEVRE YOK!…

Dünya Çevre Gününü, sorunlarımız ve kaygılarımızı bugün dünden daha bir artmış olarak karşılıyoruz. 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında alınan bir kararla 5 Haziran günü "Dünya Çevre Günü" olarak kabul edildi. Sanayileşme, hızla çoğalan dünya nüfusuna bağlı olarak artan tüketim sonucu yaşanan çevre kirlenmesi artık insan sağlığını tehdit eden boyutlara gelmistir. Sanayi artıkları, fosil yakıt kullanımı, petrol ve ilaç atıkları, suni gübreler, plastik atıkları havayı, toprağı ve suyumuzu kirletmektedir. Yaşam alanlarının hızla yok edilmesi, uygulanan yanlış çevre politikaları sonucu bu gün; dünyada milyonlarca insanın açlık ve susuzlukla mücadele ediyor. Bizler bunlara rağmen sürdürülebilir bir çevrede, yasam savaşı veriyoruz.

 

5 Haziran Günü; doğaya düşman kararlar alan; karar vericilerin, ‘çevreci’ etkinlikler ve ‘sosyal sorumluluk projeleri’ ile doğa dostu imajı çizmeye çalıştıkları gün olmaya başlamıştır. Doğayı savunanlar için ise çevrenin kirlettildiği, doğanın yok edildiği, yaşamın öldürüldüğü gerçeğini söyleme günüdür. Ekolojistler için, 5 Haziran çevrenin kutlanması değil çevre adına mücadele günüdür…

5 Haziran; yaşamı tehdit eden termik santraller, nükleer santraller, HES’ler, zehir saçan madencilik faaliyetleri, mermer ve taş ocakları, baz istasyonları ve atıklarıyla doğayı zehirleyen tesisler karşısında duracağımız direneceğimiz gündür. Orman alanlarımızın, doğal alanlarımızın, su havzalarımızın yok edilmesine karşı duracağımız gündür.

Yıllardan beri kamuoyunu bilgilendirmek ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak için bas bas bağırdığımız; iklim değişikliği ve buna bağlı olarak başlayan kuraklık, susuzluk bütün insanlarla birlikte bitki ve hayvan türlerini de tehdit etmeye başlamıştır. Yeraltı ve yer üstü sularının kirletilmesi, ormanların yok edilmesi, uygulanan yanlış tarım sonucunda çoraklaşan topraklarımız ve hızla yok edilen bitki ve hayvan türleri bizden sonraki nesillere bırakacağımız miras olmamalıdır.

5 Haziran Çevre Koruma Haftasında, şahsen kutlama mesajları değil çevre adına yapılacak samimi, doğru çevre politikaları ve uygulamaları bekliyorum. Hiç bir cevre kaygısı gütmeden nükleer santralleri ülkemize getiren yasal düzenlemeleri, her türlü kirli teknoloji transferlerini reddediliyorum. Ülkemiz, asbestli gemilerin söküm yeri, nükleer atıkların çöp merkezi, genetiğiyle oynanmış gıdaların sofralarımıza getirildiği, tek tip tarımın uygulandığı, birilerine rant sağlamak kaygısıyla kıyılarının yağmalandığı, ormanlarının yok edildiği bir ülke olmamalıdır ve olmayacaktır.

5 Haziran Dünya Cevre Gününde, basta karar vericileri, siyasileri olmak üzere herkesi ortak geleceğimize çevremize, çevre sorunlarına sahip çıkmaya ve duyarlı olmaya çağırıyor ve dostların alışverişte görmediği samimi icraatlar bekliyorum.

Bugün Anadolu’da toprağına, suyuna sahip çıkan Anadolu halkı artık isyandadır. Bölgelerinde yapılan cevre katliamlarına seyirci kalamayan halk sesini duyurmak için evini, çocuğunu, tarlasını, hayvanini bırakıp büyük bir özveriyle mücadele etmektedir.

 

Yaşadığımız pandemi doğayla barışık politikalar üretmemiz gerektiğini bize gösterdi.

 

Yaşamakta olduğumuz küresel krizde gördük ki; insanlık bir parçası olduğu doğanın sahibi gibi davranmaktan ve bir avuç insan topluluğunun önüne geçilmez kâr hırsı ile doğal değerleri talan etmekten ve yağmalamaktan vaz geçmez ise bugünden geleceğe insanlığın yaşamını sürdürmesi neredeyse olanaksız olacaktır.

Anladık ki, “kriz küresel çözüm de küresel”. Çünkü krizin temel nedeni küresel ölçekte iklim değişikliği ve buna yol açan doğanın tahribidir. Kriz bu düzeyde ciddi olarak yaşamımızı tehdit etmesine karşın bundan ders almamakta direniyor ve bu krizi aşacak köktenci tedbirleri almaktan, bu temelde bir programla kaynaklarımızın kullanımı yerine, kimi tıbbi, sosyal, yasal, güvenlik temelli tedbirlerle bu süreç aşılmaya çalışılıyor. Diğer yandan kriz öncesi planlanmış ve yürütülmekte olan doğayı tehdit eden, doğal değerleri talan eden uygulama ve yatırımlara devam edilmekte ve ülkenin kaynakları ağırlıklı olarak geri dönülmez, artı değer yaratmayacak üretim odaklı olmaktan uzak biçim ve nitelikte harcamalarla tüketilmektedir.

Hala vaktimiz varken;

 

Temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının (Güneş, rüzgâr, jeotermal, biyoenerji vb.) kullanımı ile enerjinin etkin kullanımı ve %100 Yenilenebilir Enerjiye geçilmelidir.

Sinop ve Akkuyu da yapılması öngörülen Nükleer santral antlaşmalarından ve tabii ki ülkeyi bir nükleer çöplüğüne dönüştürme girişimlerinden derhal vazgeçilmelidir.

Hiçbir bilimsel değerlendirme içermeyen, doğa katliamına dönüşmüş, dönüşecek olan;

-Binlerce HES yapılanmalarından vazgeçilmelidir.

-Termik santrallerin çalışması durdurulmalı yenilerinin yapımlarından vazgeçilmelidir.

-Kıyıların doldurulması ve işgaline son verilmelidir.

-Kanal İstanbul vb. “çılgın!” projelerden vazgeçilmeli, doğa dostu akıllı projeler yaşama geçirilmelidir.

*Orman alanları ile Tarım alanları mutlaka korunmalıdır.

Tarımda ciddi teşvik ve destek programlarıyla çiftçilerimiz, tarım işçileri desteklenmelidir. Tarımda kullanılan kimyasalların sulama ve yeraltı su kaynaklarına karışarak çevre sorunları yaratması önlenmeli, kimyasal madde kullanılmadan yerel tohumların kullanımı özendirilmelidir.

Türkiye’nin Plastik atık çöplüne dönüşmesinin önüne geçilmelidir.

Elektrikli taşıtların kullanımı için alt yapı çalışmaları hızlandırılmalıdır.

Velhasıl mücadeleye tam gaz devam…