Yaşamak, yaşatmak insana hastır
İnsan olan, bu kurala uymalı
İmdada yetişmek, tarifsiz hazdır
Can canı, hisseden kalple duymalı
İhmali olanlar, değildir karda
Ne yanından baksan, külli zararda
"Ama canım!" demek, bırakır zorda
Zamanında (!!) ayılmalı, aymalı
*

Sevgili okurlarım,
"Tedbir bizden, tevekkül Allah'tandır" derler ya, bu ifade, aynen yerinde bir tanımdır...
Yangın, sel, deprem, çığ gibi musibetlerin önlenmesi adına alınacak tedbirlerin neler olduğu kabak gibi ortadayken, usul ve esaslar çerçevesinde o tedbirleri zamanında almak yerine, işi Allah'a havale etmek, muskaya, üfürüğe, kadere, Nas'a ve nasihata bırakmak olur..!! Bunun da savunulacak yanı olmaz..!!
İnsan sevgisinin, can sevgisinin bilhassa da "yeşil vatan" dediğimiz orman sevgisinin, korunması, gelişmesi ve yaşatılması için, öncelikle asli görevlilere, devamında tüm kişi ve kuruluşlara gerekli bilginin ve eğitimin periyodik olarak verilmesi gerekir..
Ama, her nedense, gerekli önlemlerin alınması her defasında bir başka bahara bırakılmaktadır... Bunun mantığını da anlamak mümkün değil..!!?? Yurdun dört bir yanında devam eden orman yangınlarında, canı, ciğeri yanan vatandaşın, mesela, 2025 yılı bütçesi 130.1 milyarTL olarak belirlenen ve 6 bakanlığı geride bırakan Diyanet İşleri Başkanlığından, nasihat yerine, bu bütçenin bir kısmından feragat edip, yangın söndürme uçaklarının ve gece görüşlü helikopterlerin alınması yönünde duyarlılık göstermesini beklemesi, olmayacak şey midir..!!??
Sevgili okurlarım,
Yüzlerce zırhlı ve çakarlı araçlardan oluşan konvoyla Devlet erkanının korunması esnasında gösterilen şahbazlığın (?!) bir kısmı da, afet önlemeye dair alınacak tedbirler için kullanılması, neden mümkün olamaz mı..!!??
Şimdiye kadar yapılması planlanan tasarruf tedbirleri, uygulama esnasında, ne yazık kağıt peçete kısıtlanmasından öte gitmemiştir..!!
*
Eğer istenmiş olsa (?!), tutarlı, etkili ve kalıcı önlemlerin alınması mümkün olamaz mıydı?!
Elbetteki mümkündü..!!
Mesela merkezi gücün, iktidardan alınıp, taşrada yangınların kesin çıkacağı bölgelerde oluşturulacak "orman yangınlarına müdahale merkezlerine" aktarılarak, yangınlar başta olmak üzere, her türlü afetlerde zamanında ve etkili hizmetler alınabilir..!!
Zira, bu merkezler, yetişmiş kadronun kullanacağı her türlü alet, edevat ve teçhizatla donatılmış olacaktı..!! Haliyle yangın mevsimine girildiğinde karadan ve havadan ani müdahaleler yapılabilecekti..!!
Hiç değilse yok olan ormandan geriye kalan sahaların ağaçlandırılması için, yeni bir anlayışla, yeni bir planlanma yapılmalı ve orman sahaları başka amaçlara yönelik asla kullanılmasına meydan verilmemeli..!! Buralarda, yollar oluşturulurken, aynı zamanda da elektrik nakil hatlarının periyodik Kontrolleri yapılmalıdır...
Sevgili okurlarım,
Allah’ın kıt zekâlılarının yüzünden (!)
Raporlara göre, 2023- 24’te DÜNYADA, 30 MİLYON HEKTAR ORMAN ALANININ KÜLE DÖNDÜĞÜ UNUTULMAMALI..!!
Dünyada.İklim değişimi sebebiyle yangınların sıklaştığı göz ardı edilmemeli..!!
2023 ve 2024 yıllarında yangın nedeniyle kaybedilen orman örtüsü alanı, önceki 20 yılın ortalamasının iki katına ulaşmış olması, düşündürücü ve ibretlik bir durumdur..!!
Önemli kayıplar, insan faaliyetlerinden uzak, ücra ormanlarda yaşanmış olup, bu yangınların, öncelikle iklim değişikliği nedeniyle arttığını göstermektedir.
Haliyle iklimdeki kronik değişiklikler, ormanları yangına daha elverişli hale getiriyor..!
Bu nedenle; "Ormanlarımıza yeni bir stratejik bakış geliştirmeliyiz." denilmesi, isabetli bir yaklaşımdır... Hatta, ülkeyi her yıl kasıp kavuran orman yangınları için, konunun sivil inisiyatifle ele alınması dahi düşünülmelidir...
Şu son birkaç gün içinde Türkiye’nin dört bir yanında çıkan ve halen devam eden 150 orman yangınını adeta çaresizce izlendiği görüntüsü verişi (?!) Atatürk Türkiyesi'ne hiç mi hiç yakışmıyor..!!
Sevgili okurlarım,
Manidar olması sebebiyle, Eskişehir'de ki orman yangınına müdahale esnasında şehit olanlardan Akut Gönüllüsü Merhum Alperen ÖZCAN'ın Polatlı/Kuşçu Mahallesindeki cenaze törenindeyken, göz yaşı dinmeyen annesinden dinlediğim anekdotu paylaşmak istiyorum...
Konuşmakta güçlük çeken değerli kardeşim Seyfi Biber'in kızı olan annesi aynen şöyle diyordu: "Alperen'im, daha 22'sindeydi.... Koca yürekli adamdı... Nerede deprem var, Nerede yangın var, sel var, Alperen'im ekip arkadaşlarıyla orada...O öyle bir çocuktu ki, kurtarma çalışmalarına gittiği her yerde, oranın ruh halini yaşamaktaydı... Annesini Alperensiz bırakıp gitti... Ben bu acıya nasıl dayanırım..?!" derken, mecali kalmayan annenin ayağa kalkacak hali kalmamıştı..!!
Öyle inanıyorum ki, diğer şehitlerimizin anaları aynı acılarla yanıp kavruluyordu...
Naçizane şöyle demek istiyorum: Şehit olan AKUT GÖNÜLLÜLERİ, çok yönlü eğitim görmüş olsalardı, veya onlara alevlere rağmen mücadele teknikleri her yönüyle öğretilmiş olsaydı, bu şehitlerimiz yaşamdan kopmayacaklardı..!!??
Tüm şehitlerimizi saygıyla, hürmetle ve rahmetle yadederek, ailelerine ve sevenlerine sabır diliyorum... Ruhları şad olsun...
DEVAM EDECEK...