(Bölüm :1)
Eşkıyalık (..) ile devran sürenler
Zorda, zorbalıkta "yeter!!" bilmezler
Kul hakkı yemeyi reva görenler
"Canilikten daha beter" bilmezler
Ovalar parselken (!!) ağaya, beye
Dağlarda eşkıya aramak niye
"Biz kadı, biz hakan, sultanız " diye
Kibre ve zulüme batar" bilmezler
En büyük eşkıya, zalim olandır
Zehriyle dolaşan kara yılandır
Dillerine yuva yapan yalandır
"Her yalanda cürüm artar" bilmezler
"Allah'la aldatan" kim varsa, nerde
Arsız, namussuza neylesin perde
Harami hükmünün sürdüğü yerde
"Hak, hukuk doğmadan batar" bilmezler
Sevgili okurlarım,
Kahramanmaraş merkezli olup, 11 İlimizi doğrudan olumsuz etkileyen ve hatta haritadan silen "6 Şubat 2023 Depremi"nde, tek variyeti olan, Hatay/Antakya'daki evini kaybederken, yaralı şekilde hayatta kalan ve ciddi operasyonlar geçirmekle birlikte halen tedavisi devam eden bir depremzede olarak, uzunca bir zamandır, yazılarıma ara vermiştim.
Gazetemiz" HATAY SÖZ" deki bahse konu köşeme,ilkeli duruşumu koruyarak, bıraktığım yerden başlarken; girizgah olarak, "KANUNA UYDURAN EŞKİYALAR" başlıklı, çuvaldız türü bir anekdot paylaşmak istedim..!!
*
Sevgili okurlarım,
Hikaye bu ya;
Diyarın birinde, tek oğlu olan varlıklı bir baba, , yaşlanıp yatağa düşünce oğlunu yanına oturtarak şöyle vasiyette bulunur:
-"Oğul, yatağımın altında, içi altın dolu iki kese var. Bunlardan birisi senin, diğeri ise memleketin en büyük eşkıyasını bulup ona vereceksin. Bana sebep sorma, sana vasiyetim budur" der.
Bir kaç gün sonra baba vefat eder..!
Oğlu, baba vasiyetini yerine getirmek üzere memleketin en büyük eşkıyasını bulmak için yollara düşer. Fakat nereye gitse, hangi eşkıyaya uğrasa, ondan daha namlısının, kanlısının olduğunu öğrendikçe dere tepe dolaşıp durur.
.. Ve sonunda, ülkenin yol vermez, geçit vermez dağın birinde en namlı eşkıyanın adını duyar. Bu eşkıyanın hükmettiği dağ yamaçlarında öldürdüğü insan cesetleriyle dolu olduğunu öğrenir.
"Bundan daha namlısı olamaz'' deyip, eşkıyanın yaşadığı dağa tırmanır. Kar, kış demeden dağın tepesine eriştiğinde, eşkıyanın adamları yolunu kesip :
"Dur bakalım, tek başına bu dağda ne gezersin bre ahmak?" dedikleri bu delikanlı, eşkıyanın adamlarına meramını şöyle özetler:
"Ağanıza merhum babamdan bir hediye getirdim" der. Eşkıyanın adamları, delikanlıyı eşkıyaya götürürler...
Delikanlı cesaretini toplayıp babasının vasiyetini eşkıyaya anlatır ve koynundaki altın kesesini uzatırken;
"Ağam, eğer bu emanet keseyi size vermezsem rahmetli babam mezarında rahat yatamaz, lütfen kabul edin." der...
Delikanlıyı dinleyen eşkıya:
"Sevdim seni delikanlı, ancak senin dünyadan haberin yok galiba..! Haberin olsaydı, memlekette benden büyük eşkıyanın da olduğunu bilirdin. Bu nedenle, benden daha namlı eşkıyalar varken, bu hediyeyi kabul edemem..!! Sen şimdi bu keseyi koy cebine ve geldiğin yoldan şehre dön ve kadı efendiyi bulup, selamımı söyle... Memleketin en büyük eşkıyasını ondan öğren ve sonra da bu keseyi ona ver" der...
Eşkıyanın adamları, bu yiğidi, düze indirerek şehre bırakırlar!"
Delikanlı kadı efendinin konağına varır, Meseleyi bir de kadıya anlatır..
-İşte böyle kadı efendi. Bu keseyi hak eden sadece sizmişsiniz" der, Keseyi kadıya takdim eder.
Dağdaki eşkıyanın mesajını duyan kadı eşkıyaya olan kızgınlığını, delikanlıya gösterip:
"Be hey hadsiz, sen ne yüzle bana haram para teklif edersin? Şimdi yatırayım mı seni kırbaç altına?"
"Efendim ben anlatılanlara uydum, ne yapacağımı bilmez haldeyim. Bana acıyın." der.
Kadı efendi, gözünü uzaklara dikip düşünmüş gibi yaparken sakalını sıvazlayarak "Kara Kaplı"yı açar ve mırıldanmayla okur ve:
-" İmdiii..Bir din ve devlet temsilcisinin böyle açıktan para kabul etmesi hem kanun-u âliye, hem de Allah rızasına münasip düşmez; rüşveti alan da veren de bu âlemde ve mahşerde suçlu durumuna düşer. Lakiiin, eğer aramızda bir ticari akit tanzim ederek bir kese altını bir alışveriş neticesinde takdim eyler isen, ben dahi bunu senden bir hizmet karşılığı alır isem, şer'an caiz olur, başkaca bir işlem yapılması gerekmez. Yani, kısacası, ben bu altınlar karşılığı sana bir şey satmam gerekiyor...
Huzurdaki delikanlı, kadıya:
-"Ne satacaksınız kadı hazretleri?" der.
Kadı efendi, elini uzatıp pencereden dışarıyı gösterip::
-"Bak bu dışardaki bahçe ve civarındaki cümle arazi bana aittir. Şimdi bak bakalım, ne görüyorsun bu arazinin üzerinde?"
Delikanlı:
-"Kadı efendi, her yeri bembeyaz kar kaplamış."
Kadı:
-"Pek güzeeel.. İşte ben bu arazideki karları sana satacağım, sen de bir kese altın karşılığı aldığını beyan eden bir belge imzalayacaksın, böylece alışveriş tamam olacak."
Delikanlı, altınlardan bir an önce kurtulmak isteyerek şöyle der:
-Kadı efendim hay aklınızla yaşayın" deyip teklifi kabul ederek akdi imzalar. Altın kesesini kadı efendiye teslim eden genç, huzur içinde oradan ayrılır. Memlekete gitmeden önce bir handa geceleyip hem karnını doyurmayı hem de biraz dinlenmeyi düşünür.
Handa mışıl mışıl uyurken, sabaha karşı kadının emrindeki zaptiyeler kapıyı yumruklayıp handan içeri girerek:
-"Delikanli delikanlı kalk hele, kadı efendi seni görmek ister, sizinle davası varmış..!
Genç delikanlı," ne davası ola ki?' dese de onu yaka paça kadının huzuruna çıkarırlar.
Bir de bakmış ki, kadı efendi hiddet içinde. Daha, 'selamın aleyküm' diyemeden kadı efendi avazı çıktığı kadarıyla delikanlıya bağırarak:
-" Be hey utanmaz, arlanmaz, eşkiya kılıklı işgalci. Bre biz seninle dün akşam arazimdeki karları satın aldığına dair mukavele imzalamadık mı?
Tedirginlik yaşayan delikanlı:
-" İmzaladık kadı efendi, ben de karşılığını size takdim ettim.. " der.
-" Sus!..Bak bakayım dışarıya, ne var arazimin üzerinde?"
-"Ne olacak, kar var. Tıpkı dünkü gibi..!
Kadı:
-" Mel'un, hala konuşuyor! Dün sen bu karları benden satın aldığın halde senin karların benim arazimi halen işgal etmekte..!Bu işgal, kanuna ve de hak rızasına uygun mudur? Derhal kaldır, benim arazimden, yoksa, vallahi acımam, seni işgalcilikten hapse attırırım!" der.
Delikanlı:
-" Aman efendim, dönümler dolusu karı ben nasıl kaldırayım?"
Kadı:
-Onu, arazimi işgal etmeden önce düşünseydin!" der.
Delikanlı yine yalvarır...
-"Efendim, ocağınıza düştüm, yok mudur bu işin kitaba uygun bir yolu?
Kadı: 'Kara Kaplı"yı tekrar açar bir müddet mırıldanarak okuduktan sonra:
-" Vardır!.. İmdiii. Arazi sahibi ve davacı olan ben ile, davalı sıfatı ile sen arasında, arazimi işgal bedeli karşılığında, benim de rızam ile bir kese altın karşılığı işbu karları burada tutmaya iznim olduğunu belirtir bir mukavele imzalarsak, bu husus Kanun ve nizama uygun bir hale kavuşur. Yanii, sen bana öbür kese altını da işgaliye bedeli olarak vereceksin.. "der.
Bizim genç delikanlı öbür kese altını da vermiş, gereken evrakları imzalayarak konaktan çıkıp temiz havaya kavuştuğunda, dağlara karşı avazı çıktığı kadarıyla şöyle bağırır:
-" Hey gidi yedi dağın eşkıysı, Sen ne ne kadar haklıymışsın. Ülkede daha büyük eşkıyalar da varmış. Senin açık açık yaptığın eşkıyalık, bunların Kanunla yaptığı eşkıyalığın yanında sözü bile olmaz..!
Diyeceğim o dur ki, Allah, işi kitabına uyduran vicdansız namussuzlardan,
adalet binasını ele geçirmiş kravatlı çetelerden, Vatansever görünen hainlerden,
Müslüman görünen sahtekârlardan, Milletimi korusun..! " derken, merhum babasının, öğüdüyle ne demek istediğini anlar..!!
*
Sevgili Okurlarım,
Her ne zamanda, hangi sultan muktedir olursa olsun, eğer kişisel hırsı önceleyip, hukuku rafa kaldırırken:
" Kaptan benim dümende
Yetki bende, güç bende..! "
ceberrutluğuyla ülke yönetmeye kalkışıldığında, eşkıyaların dağda işi kalmaz..?!
Bu kıssada vurgulanan yaşanmışlıkla ülkemizin ahvalini özetlersek;
Bilhassa son çeyrek asırda istismarcı şeyhler, vicdanı sürgüne salıp, cüzdanı doldurmada yeter bilmeyen yüzsüzler; yedi dağın eşkiyasını aratır olmuştur..!!
NOKTA...!