(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)
Sevgili okurlarım,
Her ne zaman olsa, "Devlet - Millet"
kavramı, genelde birlikte zikredilir...
Bu da milletsiz devletin, devletsiz de milletin olmayacağına işarettir..!!
Bu noktadan hareketle, milletin de devletin de yüklendiği misyon, anlamlıdır..!! Asla ihmale gelmez.!! Bu ikili duruşta adalet, ahlak, vicdan, empati anlayışı, sağlam bakış, sağlam görüş, hoşgörü ve sabır esastır...
Bilhassa kin, öfke, intikam duygusu, zulüm hali devleti, devlet adamını milletten koparır..!! Ve asla iyi sonuç vermez..!!
Bir ülkede, bu çatı ne denli sağlam olursa, milletin devlete devletin millete olan güven duygusu güçlenecek devam eder...
O nedenle, bilhassa halkın oyları ile iktidara gelen devlet adamları halkının eleştirilerine katlanmak, tahammül etmek durumundadırlar..!!
Peki, ülkemizde devlet adamlığının dünü nasıldı, bugünü nasıl..?! Tarafsız gözle irdelediğimizde; ortaya çıkan tablonun, ibretlik ve düşündürücü olduğunu görmemiz, sürpriz olmayacaktır..!!
Merhum Demirel'in devlet adamlığına dair kanaat edinmemize, bizzat yaşadığı sadece bir öykünün anekdotu dahi ışık tutacaktır....
*
Öykü şöyle:
Merhum Demirel, başbakanlığı döneminde bir vatandaşın, kendisine küfür etmiş olmasından dolayı tutuklandığını öğrenir. Bunun üzerine Ulaştırma Bakanı ve Doğru yol Partisinin Hukuk Müşaviri olan Yaşar Toşçu'yu çağırır ve şöyle başlar konuşmaya : "Yaşar Bey, devlet olarak vatandaşın birine farkında olmadan acaba ne kötülük yapmışız ve canını yakmışız da, Yaradan'a sığınıp Başbakana basmış küfürü..! Bu vatandaş şu anda cezaevindeymiş. Partiden bir araba al ve git o adamı cezaevinden çıkar, tutuklanmasının gereği yok.!! Bu vatandaşla ilgili olarak yapılması gereken her şeyi yap ve vatandaşı devlete küstürmeyelim..! " der. Neticede, bakan Yaşar Topçu, vatandaşın cezaevinden çıkarılması için prosedürleri tamamlayıp, gereği yapılarak cezaevinden çıkarılır, sorunları bizzat dinlenerek, ailesine kavuşturulur...
*
Sevgili okurlarım,
Sanırım, bu yaşanılmış öykü bir çoğumuza; "hani nerdeeee o günler..??!!" dedirtmiştir..!!
*
Peki şimdi de, günümüzün "devlet-millet" karnesine;
23 yıldır ülke yönetimini elinde bulunduran "AKP ŞAHSIM İKTİDARI"nın millete reva gördüklerinden (?!) bakalım:
Bu zaman sürecinde, vaat ettiklerinin 180 derece aksi istikamette uygulamalar yaparak, farklı fikir ve görüşlerden faydalanmak yerine, "kuvvetler ayrımı ilkesini" bertaraf edip yargıyı kendi sopası haline getirerek, muhalif gördüklerine karşı sindirme aracı yaptığı yargı marifetiyle, geçerli iddiadan yoksun bir şekilde, tutsak eylemenin olağanlaştırıldığına tanık olmaktayız..!!??
Sevgili okurlarım,
Bakalım bu yamukluklara, DÖRTLÜKLERİMİZ ne emektedir:
*
DÖRTLÜKLER
Madem "Devlet Millet" ayrılmaz bütün
Peki, davaların (!!) ne manası var
İkisi birlikte olmalı (!!) üstün
Çünkü aynı yerde bir aynası (!!) var
Ayağa düşmesin (?!) Devletin başı
Beraber yenilsin (!!) uzlaşma aşı
Ellerde olmasın (!!) kavganın taşı
Barışın büyüyüp yaşaması (!!) var
Sevgi, saygı mevcut ise bir yerde
Kapanmaz pencere, yırtılmaz perde
Tebessüm ışığı (!!) kalsın gözlerde
Maazallah ! ebedi kararması var
"Devlet - millet" kaybederse güveni
Orda kalmaz (!!) sayanıyla, seveni
Görmek niye (?!) dövüleni, döveni
DAVA dosyasının kapanması.(!) var
*
"AKP ŞAHSIM İKTİDARI"nın, ilk ve tek ağzından, hukuk dışı diyebileceğimiz şekilde uygulamaların devamı neticesinde "devlet-millet" çarkında diş bırakmamıştır..!!!
Muhalif olan politikacıları, hakikatleri yazan yorumlayan ve yayınlayan gazetecileri, aklı ve İlmi rehber edinmiş bilim insanlarını, hak, hukuk mücadelesi veren emekçileri, öğretmen ve öğrencileri eften püften bahanelerle doldurulan cezaevlerinde 420 bin kişinin tutsak edilmesi, dünya kamuoyunun gündemine oturmuş durumda..!!
Anayasayı, Anayasa Mahkemesi'ni ve kararlarını, İnsan Hakları Sözleşmesini tanımayan anlayışın "ben yaptım oldu" uygulaması, "Devlet - millet" bütünlüğünü yerle bir etmesi, içeride ve dışarıda ülkeyi güvenilmez eylemiştir..!! "
Sevgili okurlarım,
“Cumhurbaşkanının özel bir yasa ile korumasını, AİHM'nin ruhuna aykırı”.bulurken, her zaman eleştirilebilir, olacağına hükmetmiştir..!!
Bir başka olumsuzluk ise, devlet başkanlarına hakaret davalarının dünyada en fazla olan ülkenin, Türkiye olurken,
R.T. Erdoğan zamanında zirveye ulaşmıştır
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettikleri gerekçesiyle bir yılda 26 bin 115 kişiye dava açıldığını görüyoruz.
Bu sayı, 1980’den bu yana Cumhurbaşkanlığı yapan 4 ismin hakaret davalarının toplamının 30 katı olmuştur.. !!??
*
DEVAMI VAR...