Kendi tercihini bize dayatan
Şu nobran kafalar, aymadı (!) gitti
Taşı mercimeğe bilerek katan
Şu sapkın sağırlar (!) duymadı gitti
Onlar dayattıkça, (!) biz ısrar ettik
En hakiki mürşit ilimdir" dedik
"Gafletten dönülür" diye bekledik
Akla ve izana uymadı (!) gitti
At gözlüğü ile alimlik (!) eden
Yanlışı dayatıp (!?) zalimlik eden
Kör cahil bakışla (!) kamillik eden
Örümcek halinden caymadı (!) gitti
"Aynı değil" dedik, atlıyla yaya
Sabit gözle baktı, dönen dünyaya
Bir kerecik olsun (!) bakıp aynaya
Geceden gündüze doğmadı gitti
*
Sevgili okurlarım,
"Boykot"un dünü ve bugünü üzerine, şöyle bir irdelemede bulunayım dedim..!!
.. Ve tarihçesine şöyle bir inerek başladım işe...
BOYKOT,
TDK’ye göre
"Bir kimse veya bir topluluk veya bir ülkeyle hedeflenen amaca ulaşmak için her türlü ilişkiyi kesmek" anlamına gelen "boykot" un tarihçesi insanlık tarihi kadar eskidir.
Buna rağmen, “boycott” şeklinde dolaşıma girmesi ise 19. yüzyıla denk geliyor...
Kısa tanımıyla;
"Organize bir baskı" demek olan boykot, İngiliz Yüzbaşı Charles Cunningham Boycott’ın (1832-97) soyadı olup BOYKOT şeklinde dünya literatürüne geçmiştir.
1832-97 yılları arasında yaşamış olan Yüzbaşı Charles Cunningham Boycott, ordudan emekli olduktan sonra İrlanda’daki bir kontluğun mülk ve arazilerinin sorumluluğunu üstlenir. Aradan belli bir zamanın geçtiği sıralarda bölgedeki diğer insanlara kiraladıkları arazilere fahiş miktarda zam yapması üzerine, insanlar isyan etme noktasına gelirler. Kiraların indirilmesi yönündeki talepleri, Boycott reddeder.
Anlaşmazlığın daha da sertleşmesiyle, Boycott bu defa kiracıları çıkarmaya kalkışır.
"Arazi Birliği Başkanı Charles Parnell"; kiracılara:
''Eğer bu adam sizi arazilerinizden çıkarmaya çalışırsa, ondan sakınmalısınız..! Onu gördüğünüz yerde (Yolda, caddede, çarşıda-pazarda) tek başına bırakın, selam vermeyin ve görmezden gelin.''der.
Bu tavsiyenin boyutu zamanla büyür. İşçiler işi bırakır, esnaflar Boycott’a ve ailesine bir şey satmaz, postaları iletilmez, dükkanlara ölüm tehdidi anlamına gelecek şekilde Boycott’ın resimleri asılır. Bu duruş karşısında; kiracılar lehine oldukça başarılı sonuç alınır.
Bu organize tepkiye dahil olan gazeteci James Redpath 1880'de bu duruma çözüm bulmak adına, Charles Boycott’ın dışlanmasını esas alarak, gösterilen tepkiye; “boykota uğrayanın” soyadını verir: Boycott. Kelime bu haliyle kısa bir süre sonra da Fransızca, Almanca ve Rusça gibi dillere geçerek yaygılaşır..
Sevgili okurlarım,
Dilimizde boykot kelimesiyle benzeşen farklı kavramlar da mevcuttur...
İşte birkaçı: "Abluka, ambargo, muhasara, tecrit/sosyal tecrit vs."
Boykotun yukarıdaki etimolojik seyrinden sonra tarihteki meşhur boykotlardan bazılarını da hatırlayacak olursak;. Biz müslümanlar için bunların ilki hiç şüphesiz Peygamberimizin (sav) zamanında inananlar ve onlara akrabalık bağıyla bağlı olanlar, üç yıl boyunca müşriklere yönelik her türlü ilişkinin kesildiği dönemdir. Arapça’da boykot yerine kullanılan “mukâtaa” kelimesi boykotun tabî unsuru olan ilişkileri kesmeye vurgu yapmaktadır.
Bir kimse, bir topluluk veya bir ülkeyle her türlü ilişkiyi kesmenin farklı sebepleri vardır. Bu sebepler bazen dini, bazen ekonomik, bazen de siyasi özellik taşır. Her ikisinin de olduğu vaktidir...
Mesela 20. yüzyılın başlarında Osmanlı’da yapılan fes boykotu hem siyasi hem ekonomiktir.
1908’de Avusturya, kâğıt üstünde de olsa hala Osmanlı’nın toprağı görünen Bosna Hersek’i işgal eder. Osmanlı bu işgale askeri müdahale yerine siyasi ve ekonomik karakterli “fes boykotuyla” tepki verir. Zira, fes, Avusturya’dan ithal edilen ve bilhassa Osmanlı erkeklerinin kullandığı başlıktır. O sebepten, halk, Avusturya feslerini almamış, hatta aldıklarını da parçalamışlardır..! Gazetelerin desteklediği bu boykot, Avusturya dükkanlarının önünde gösteriler yapmaya kadar götürülürken; limana gelen Avusturya gemilerinin malları boşaltılmamış ve şirketler büyük zararlara uğratılmıştır..!!
Sevgili okurlarım,
Peygamberimizin (sav) "Sizden kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalpten nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." hadisini telkin eleyerek, boykotun, bizim her daim kötülüğe karşı bir direnişte olmamız gerektiğini vurgulamıştır.
Yani, ihanetle, terörle ve taksirle suçlarla asla ilişkilendirilemez.
Yani, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkeyi emanet ettiği gençliğin mesuliyet duygusunu saptırmak, onların ortaya koyduğu haklı tepkilerini anlamamak, saptırmaya çalışmak, ihanetin bizatihi kendisidir..!!
Bilhassa da Türk Gençliğinin, gösterdiği bu duyarlılığı suçtan sayıp, tutsak eylemek, baktığını görememektir..!! Hatadan ısrar etmektir..!!
Bu hususta çarpık yorumlara itibar etmenin gereği yoktur..!! YAPMAYIN BEYLER..!!