Hatay Gazetesi

Et Sığırcılığında Doğu Anadolu Bölgesi Öne Çıkıyor

  • Eklenme Tarihi :16.02.2026 | 07:30
  • Muhabir :Haber Merkezi

Et Sığırcılığında Doğu Anadolu Bölgesi Öne Çıkıyor

Türkiye’de büyükbaş hayvancılık denildiğinde süt sığırcılığı, et sığırcılığı, sığır besiciliği ve manda yetiştiriciliği akla geliyor. Türkiye’deki sığır varlığına baktığımızda, 2025 yılı istatistiklerine göre yaklaşık 17,2 milyon baş sığır bulunuyor. Sığır dağılımına bakılacak olursa bunların yaklaşık yüzde 49’unu melez sığırlar, yüzde 45’ini kültür sığırları ve yüzde 6’sını da yerli sığırlar oluşturuyor.

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Tapkı, Türkiye’deki büyükbaş hayvan varlığı ile ilgili yaptığı açıklamalarda sayısal olarak sığır varlığının şu anda yeterli olduğunu söyledi.

Marmara, Trakya ve Ege Bölgelerinde, Avrupa Birliği ülkeleri süt verim ortalamasını yakalayan işletmeler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Tapkı, et ve süt verimiyle ilgili şu verileri paylaştı:

“2025 yılında Türkiye’de toplam yaklaşık 22 milyon ton süt üretilmiştir. Bunun yaklaşık olarak 21 milyon tonunu sığırlar üretmiştir. Kırmızı et üretimine baktığımızda ise (sığır, koyun, keçi ve manda eti toplamı) 2025 yılında yaklaşık 2 milyon 380 bin ton üretim yapılmıştır. Bunun yüzde 71’i tek başına sığırlardan elde edilmiştir.”

Tapkı, kırmızı et arzında canlı sığır ya da karkas ithalatının geçici bir çözüm olduğunu, kalıcı çözümün kendi ülkemizde gerek süt, gerek et veya gerekse sığır besiciliğinin geliştirilmesi olduğunu ifade etti. Et sığırcılığının meraya bağlı olması nedeniyle en uygun bölgenin Doğu Anadolu Bölgesi olduğunun altını çizen Tapkı, mera harici işletme koşullarında yapılan et sığırcılığının kârlı olmayacağını ve et sığırlarının sağılmadığını belirtti. Ayrıca son 10 yılda devlet desteklerinin miktar ve çeşitlerinin artırıldığını ve buna bağlı olarak sığırcılığın gelişme göstermeye başladığını da sözlerine ekledi.

Tapkı, sığır besiciliğinin ise genellikle yem hammaddelerinin yoğun üretildiği bölgelerde (küspe ve şeker sanayi vb.) yoğunlaştığını ifade etti. “Örneğin Trakya’da ayçiçeği, Antakya’da pamuk ile İç Anadolu Bölgesi’ndeki şeker pancarı üretimi, sığır besiciliğinin gelişmesine büyük katkı sunmuştur.” diye konuştu.

Gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda karkas ağırlığında hâlâ geride olduğumuza dikkati çeken Tapkı, “Devlet son dönemde özellikle kadınlara ve üniversite mezunu gençlere (ziraat mühendisleri, veteriner hekimler vb.) yönelik pozitif ayrımcılık yaparak çeşitli destek ve kredi programları başlatmıştır. Bu çok olumlu bir adımdır.” değerlendirmesinde bulundu.

Yetkililere seslenen Tapkı, hayvan başına verimin 450–500 kilogram karkas ağırlığına çıkarılması için genetik ıslah çalışmalarının yapılması ve uygun çevre ile besleme şartlarının sağlanması gerektiği çağrısında bulundu.

Türkiye nüfusunun 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 86,1 milyon olduğunu hatırlatan Tapkı, kişi başı yıllık kırmızı et tüketiminin şu anda yaklaşık 17 kilogram ve süt tüketiminin ise 260 litre olduğunu, bu miktarın kırmızı ette 50 kilogram ve sütte ise 400 litre seviyesine çıktığında mevcut sığır varlığının bu talepleri karşılayamayacağını dile getirdi. Bu nedenle zaman zaman yapılan besilik canlı sığır ve karkas ithalatının piyasayı regüle etmek için kısa vadeli bir çözüm sunduğunu; ancak süreklilik kazanması hâlinde özellikle yerli küçük aile işletmeleri başta olmak üzere tüm işletmelerin çok büyük zarar görebileceği uyarısını yaptı.

Tapkı, 33 yıllık akademik hayatında sürdürülebilir hayvancılığın önemini savunduğunu vurgulayarak, “Bilimsel yöntemlerle üretim yapan sığırcılık işletmelerinin daha başarılı olduğunu, bunun dışındaki işletmelerin ise zarar ettiklerini ve hatta faaliyetlerini sonlandırdıklarını” ifade etti.

Prof. Dr. Tapkı, bu nedenle bilimsel temele dayanan planlı bir üretime geçilmesinin, istikrarlı politika ve fiyat uygulamasının, yeni orta ve büyük ölçekli işletmelerin teşvik edilmesinin yanı sıra küçük aile işletmelerinin de korunmasının şart olduğunu belirtti.

Sürdürülebilirlik için üreticiye “balık vermek” yerine “balık tutmayı öğretmek” gerektiğine değinen Tapkı, tarım ve hayvancılık politikalarının oluşturulmasında ve yürütülmesinde üniversitelerin öncülüğünde tüm kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket etmelerinin ve iş birliklerinin önemine vurgu yaptı.