Büyük ozan Nazım Hikmet’i, 3 Haziran 1963′te yitirmiştik.
Ülkemizin birçok yerinde, ölümünün 45. yılında aydın, sanatçı ve yurttaşların katıldığı çeşitli etkinliklerle anılıyor.
Şair Sennur Sezer, İstnabul Barosu’nun düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmada, Nâzım Hikmet’in “işçi sınıfının yenilmez çocuğu” olduğunu belirterek, “Nâzım doğmasaydı insan yanımız eksik kalacaktı. Hepimiz onunla umudumuzu koruyoruz” dedi.
Nazım Hikmet, sanatçı duruşuyla yaşamaya ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor hala…
Gerçekten ‘Nâzım’ı anmak ve anlamak önemli’
İzmir’de, Kültürpark İzmir Sanat bahçesindeki anıtı önünde yapılan törende İzmir’i Sevenler Platformu Başkanı Sancar Maruflu, Nâzım’ı anmanın değil, anlamanın önemli olduğunu belirtti. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Sanat Danışmanı Haluk Işık da, “Bir insan hayata, bir hayat insana bu kadar mı yakışır? Gelecek kuşaklara Nâzım’ı anlatmalıyız” dedi. Daha sonra anıtın önüne, Nâzım Hikmet’in Moskova’daki mezarından getirilen toprak döküldü.
Eskişehir’de, Seyitgazi ilçesi Doğançayır Beldesi’nde ‘Nâzım Hikmet ve Kuvayi Milliye Şehitlerimizi Anma Kültür ve Sanat etkinlikleri başka bir anlam taşıyor. Doğançayır Belediyesi, Vasiyeti üzerine beldede Nâzım Hikmet için bir anıt mezar yaptırmıştı.
Bu yıl ilk kez 7-8 Haziran tarihlerinde Doğançayır’daki etkinliklere katılma olanağı bulacağım. Yanımda iki Arap konukla birlikte. Sayın Ali Akle Orsan Nazım’ın Arap dünyasındaki ağırlığını anlatacak, Nazmiye Ekrad ise Arapça ile Şeyh Bedrettin Destanı’ndan şiirler seslendirecek.
20. Yüzyılın başında dünyaya gelen Nazım Hikmet yaşamıyla ve ölümünden sonraki etkisiyle iz bırakan bir kültür ve sanat insanı oldu.
Yaşamı toplumsal savaşım ile sanatla dolu dolu geçti. Milli Mücadele yıllarında Anadolu’ya geçti. En çok gurbetle tanıştı. Özlem ve yurt sevgisiyle dolu dolu yaşadı.
Özlem, hapishane ve aşk şiirlerinin en güzellerini yazdı, İnsanı insana anlattı. Özellikle Memleketimden İnsan Manzaraları’nda insanı anlama ustası olduğunu kanıtladı.
Nitekim yaşam öyküsünü şu sözlerle anlatmaya başlıyor:
“1902′de doğdum/doğduğum şehre dönmedim bir daha/geriye dönmeyi sevmem/üç yaşında Halep’te paşa torunluğu ettim/on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği/kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu/ve on dördümden beri şairlik ederim/kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir/ben ayrılıkların/kimi insan ezbere sayar yıldızların adını/ben hasretlerin/hapislerde de yattım büyük otellerde de/açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir…
Nâzım Hikmet insan sevgisini, yurt özlemini, yoldaş duyarlılığını, sanatçı inceliğini tüm boyutlarıyla yansıttığı unutulmaz eserler ortaya koyarak, büyük idealleri gerçekleştirme mücadelesi vererek 3 Haziran 1963′te aramızdan ayrıldı..
Nâzım’ın Vasiyet’i şöyle biter:
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, -öyle gibi de görünüyor-/Anadolu’da
bir köy mezarlığına gömün beni/ve de uyarına gelirse,/tepemde bir de çınar olursa/taş maş da istemez hani…/
Nazım Hikmet Aydınlığımızdır. Aydınlatmaya devam ediyor, bizleri..

























