‘Sözcükler’ dergisinin ikinci sayısındaki Mehmet Çakır’ın şiirini okuyorum, son iki mısrada: “yaşam yarını isteyenlerindir/ bekleyenlerin değil” diyor şair…
Duygu Asena geliyor aklıma; yarını isteyen bir kadın portresi…
Yılmaz bir kadın hakları savunucusu…
Açık yürekli bir insan…
20. Yüzyılın son çeyreğinde ülkeyi karış karış gezmiş, konuşmaları, yazıları, kitapları ile topluma “kadının adı”nı anlatmaya çalışmış, yaşamının son anlarına kadar inandığı değerler için savaşmış biri…
Töre cinayetlerini düşünüyorum şimdi, Batman’da intihar eden genç kızları, Irak’taki tacizleri, Bosna’da sistemli tecavüze uğrayan kadınları, dini baskılardan kadın olmanın ayıp bir şey olduğunu hisseden gençleri, ekonomik güçlüklerden, insan tacirlerinin para hırsından sömürülmek zorunda kalan seks emekçisi kadınları…
Duygu Asena daha da büyüyor gözümde, siyasi, sosyal alanlarda, aile içinde, toplumda kadının erkekle eşitliğini sağlama yolunda yaptığı yürekli mücadele…
1987′de yazmış Asena, “Kadının Adı Yok” romanını, aradan neredeyse 20 sene geçmesine rağmen gerek ülkemizde gerek dünyada “Kadının Adı”ndan bahsedebilir miyiz?..
*
Ahmet Cemal 3 Ağustos 06 tarihli Cumhuriyet’teki yazısında: “Kimi yaşamların fizik varlığı son bulduktan sonra yapılan değerlendirmelerde, o yaşamların adandıkları hedeflerin çok ötesinde anlamlar taşımakta oldukları anlaşılır.
Tıpkı, Duygu Asena’nın yaşamı gibi…” diyor.
Umarım onun yaşamını adadığı o hedeflere bir gün ulaşırız…




























