DOĞANIN GÖZ YAŞLARI…

Merhaba sevgili okurlar;
Görüşmeyeli umarım her şey yolunda gidiyordur hayatınızda…
Her ne kadar bunu diliyorsam da ben, göründüğü kadarıyla ülkemizde son yaşanan gelişmeler her şeyin yolunda gitmesine engel gibi…
Ve ben her geçen gün ülkemin geleceği için endişe duyuyorum…
Gün geçtikçe kapitalist bir düzenin içine sürükleniyoruz…
Ve işte bizler böyle bir düzen içindeyken, böyle bir karmaşa içinde boğuluyorken arkadaşımla bir güzellik yaratmak istedik tüm bu olumsuzluklara inat ve mutluluğa dair…

ŞELLALELERDE DOĞA SENFONİSİ…

Evet, arkadaşımın bana yemek sözü vardı ve bu güzelliği yaşamak için, biraz olsun yaşamı ve doğayı hissedebilmek adına bizleri tüm olumsuzluklardan bir an için uzaklaştırabilecek ve soyutlayacak bir yerde; ’nın sayfiyeliğini yapan, yeşilin ve çağlayanların bir arada bulunduğu yerde; Harbiye’de balık yemeğe karar verdik.
Ama kim bilebilirdi ki; bu güzel yemeğin bir sorunu yansıtmamıza neden olacağı…
Yemek öncesi uzun zamandır gitmediğimiz Şellaleri gezmek istedik.
Akan çağlayanların sesi kulaklarımızda yankılanırken, beynimiz adeta doğa senfonisini andıran bir sesle dinleniyordu büyük bir haz alarak ve tadını çıkararak o ortamın…
Gürül gürül akarken o güzelim su, bir o kadar görüntüsüyle de büyülüyordu bizleri…
Bu görüntüyü tamamlayan koca koca defne ağaçlarını da unutmamak gerek…
Kendimizi bir tuvaldeymiş gibi hissediyorduk, o şahane manzaranın içinde…
Ama nereden bilebilirdik ki bunun sadece bir makyajdan ibaret olduğunu…
Nereden bilebilirdik ki; bu harikulade manzaranın altında bir o kadar bitmeye, tükenmeye yüz tutmuş bir doğal güzelliğin bulunduğunu…
Taakiii; o yok olmaya mahkum gibi duran masum güzelliği görmek isteyene dek…

DOĞA BAS BAS BAĞRIYORDU ‘BENİ KURTARIN!’ DİYE…

Evet sevgili okurlar; Şellalelerin alt kesimlerindeki akan dereyi, çağlayanı merak edip, oraya giden yolu takip ettik, bizlere ‘oraya giden yol yok’ diyenlere rağmen…
İnat ettik o güzelliği görmeye, ama bir de baktık ki; takip ettiğimiz yol bizlere güzellik yerine çirkin, üzgün ve ‘beni temizle, beni iyileştir’ diye bas bas bağıran bir zavallı doğal güzelliğin ümidini yitirmiş, boynu bükük görüntüleri…
Bir güzellik ancak böyle mahvedilebilirdi ve böyle terk edilebilirdi kendi kaderine…
Fotoğraflarda gördüğünüz gibi her taraf çöp içindeydi…
Bunun tek bir açıklaması olabilirdi; Şellalelerdeki işletmelerin atık çöpleri yazık ki alt kesimlere atılıyordu.
Arkadaşımı o an fotoğraf çekme merakıyla baş başa bıraktım…
Ardından bakınarak etrafıma, az düşündüm, ‘bu dereyle şellalenin birleştiği manzarayı görmek isteyen herkes (yerlisi-yabancısı), bu pis görüntülerle karşılaşsalar ne düşünecekler’ diye…
Bunu düşünürken de, aklıma şöyle bir proje geldi:
Evet, şöyle bir çalışma yapılabilir mesela;
Üst taraflardaki Şelalelerde olduğu gibi bu Şellalenenin kenarlarında oturma alanları oluşturulabilir.. Bunun yanında tarihi yapıyla bütünleşecek taş köprü ya da ahşap köprü inşa edilip, o köprüye yol geçişi sağlanabilir…
Hatta çok abartı olacak; akan suyun oluşturduğu derede küçük sandal gezileri bile yapılabilir, tıpkı Asi’de gondolların yüzdürülme hayali gibi…
Böylece yerli-yabancı turistlerin gezip göreceği farklı bir mekan da yaratılmış olur ve bu Harbiye için iyi bir gelir kaynağı olabilir elbette…
Evet; eminim böyle bir yer oluşturulursa; bizler yemeğimizi yerken, pis görüntüleri düşünmek yerine, hayalini kurduğumuz doğal güzelliğin büyüsüne kapılıp, büyük bir keyif alacağız o mekanda bulunurken…

VE İNSANLIK ACI GERÇEKLE YÜZLEŞİR…

Doğa adeta insanlığın yaptığı yıkıma baş kaldırıyor ve inat ediyordu yaşam savaşı vermeye…
Oysa insanlık, doğanın bu yaşam savaşına ne kadar yardımcı oluyordu?
Yardımcı olmayı bırakın, doğa karşısında nötr olmayı bile beceremiyor ve negatif etki yaratmak için harıl harıl bir uğraş vermekten geri kalmıyordu insanlık…
Bu negatifliğin yarattığı etki sonucu ortaya çıkan çirkin manzaraları kamuflaj yapmaya çalışsa da beceremiyordu bir türlü…
Gün gelecek saklı kalmış bu acı gerçekle yüzleşecekti insanlık…
Ama o gün, hasta yatan bir doğayla karşılaşacaktı, belki sonra da onun yasını tutacaktı kim bilir…
Ardından insanlık; evrende kendi yarattığı negatif etkiden dolayı, sitem edecekti kendine…
Ve bir çözüm arayışı içine girecekti belki de, geç kalmışlığın telaşı ile…
Şuan bizlerin küresellikle, susuzlukla baş etmeye çalıştığımız gibi…
“Bunun sorumlusu birileri değil, bunun sorumlusu bizleriz!” diyecekti insanlık ve sonra kendinden başlayarak herkesi dürtmeye başlayacaktı bu negatifliği pozitife çevirmek, evrende açtığı yarayı da iyileştirmek için…
Gözlerinden yaşlar akıtarak, kendi kendine dövünerek söz verecekti belki de doğaya…
Ona yeniden hayat vermeye gayret gösterecekti…
Onun yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olacaktı, yeniden temiz, pak, duru ve mis gibi kokmasına yardım edecekti…
İşte bunun için insanlık göz yaşlarını silip, ayağa kalkmalıydı…
Şimdi bizim yapmamız gerektiği gibi…

DOĞANIN GÖZYAŞLARINI SİLMEK; HEPİMİZİN GÖREVİ!

Evet sevgili okurlar; ayağa kalkıp, önce doğanın gözyaşlarını silmenin ve ona sevgiyle sarılmanın zamanı gelmedi mi?
Biliyor musunuz; benim birkaç kişiyi hedef gösterip geri çekilmek gibi bir niyetim yok…
Bunun sorumlusu bizleriz…
Bu durumu yansıtmak şuan bana düşüyorsa eğer, bu durumun düzelmesi için çaba gösterecek olan sıradaki, kendini bilen duyarlı bireylerdir yine…
Ve şunu demem gerekir ki; bu evren, bu doğa hepimizin…
Yaşadığımız coğrafya, soluduğumuz hava, gördüğümüz her güzellik ya da mahvedilmiş olan her şey hepimizin…

DOĞAL ŞELLALELERİMİZİN DEĞERİNİ BİLMEZKEN, BİR BAŞKA İLDE YAPAY ŞELALELER YARATILIYOR!

Son olarak sevgili okurlar;
Bizler ilimizi bir kültür ve turizm kenti haline getirmek istiyorsak şayet; o doğrultuda hareket etmemiz gerekir…
Bizler daha temiz bir kentte, ülkede ve evrende yaşam sürebilmek için pasif ve duyarsız bir toplum olmaktan vazgeçmeli diğer illerde oluşturulan yapay şelaleleri görüp biraz olsun düşünmeliyiz ve şunu demeliyiz:
“Bizler doğal şellalelerimizin değerini bilmezken, bir başka ilde yapay şellaleler yaratılıyor…”
Evet bunu demeliyiz kendimize ve ardından utanmalıyız, elimizdekinin değerini bilmediğimiz için…
Ve bizler evrenin sunduğu tüm olanaklardan yararlanmak için biraz daha düşünceli olmalıyız, yaşamı bunun devamında daha iyi işlemek ve algılayabilmek için…
Aksi halde sadece doğanın yok oluşunu izler, göz yaşı dökmeyiz; ardından kendi neslimizin yok oluşuna şahit olur yine göz yaşlarımızı akıtırız…
Tıpkı Harbiye’deki çağlayanların suları gibi, o sular eminim göz yaşlarıdır doğanın…

KİLİSENİN ARKA SOKAĞI MEZBAHANE OLMUŞ AMA GÖREN YOK!

Evet sevgili okurlar…
Bu da başka bir ayıbı olsa gerek insanlığın…
Duyarlı bir vatandaş geldi gazetemize ve tanık olduğu bir olayı anlatmaya başladı…
Bir Pazar günü yolda yürürken koyun kesen insanlara rast gelmiş vatandaşımız…
Sokakların su yollarından kanlar akıyor, pis kokular sarmış çevreyi ve hayvan atıkları varmış yolda… Kesim yapılıyormuş, sırasıyla kesiyorlarmış koyunları duyarsız ve kendini bilmez temiz çevre düşmanı insanlar…
Ne acıdır ki; kesim yapılan yer Antakya’da bir kilisenin arka sokağıymış ve bunun üstüne turistler basmasın mı orayı…
Karşılaşmasın mı o çirkin manzarayla…
Ardından fotoğraf makinesiyle çekmesinler mi bu pis görüntüleri…
Bizim vatandaş, olayı o kadar içerlemiş ki elinde fotoğraf makinesiyle gelmiş gazetemize, çektiği resimleri de bize teslim ederek…
Ve şunu da ekliyordu duyarlı vatandaşımız; Antakya Belediyesi zabıtaları olay yerine 3 saat sonra geliyor ve hiçbir ceza kesmiyor bu temiz çevre karşıtı insanlara…
Düşünüyorum da sevgili okurlar; bu ne biçim turizm kent olma yoludur, bu ne biçim yaşama yöntemidir ya da bu ne biçim doğaya zarar verme zihniyetidir böyle…
Denizimiz, Şellalelerimiz, piknik yerlerimiz ve daha bir sürü bakıma muhtaç tarihi mekanlar, turistik yerlerimiz en başta da Asi nehrimiz…
Her taraf pislik içindeyken bizler nasıl bir turizm kenti olabiliriz bana bir söyler misiniz?
alevoksuz@yahoo.com

Benzer Haberler

Etiketler:

Yazarımız alev Hakkında

Yorumunuzu Bırakın

Yazıya yorumunuzu bırakabilir. Geri bildirim yapabilir. Eğer yorumları uzatkan takip etmek isterseniz yorumlara abone olabilirsiniz.

Posta adresiniz asla yayınlanmayacaktır. Gerekli olan alanlar * işareti ile belirtilmiştir.

Security Code:

Valid XHTML 1.0 Transitional Sitemap

Hatay Iskenderun ve Antakya ile ilgili bütün haberler özgün şekilde haber birimimiz tarafından yazılmaktadır


| Antakya | Iskenderun | Hatay |