<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hatay Gazetesi Resmi Yerel Haber Sitesi &#124; Hatay Iskenderun Antakya ile ilgili güncel ve özgün haberler &#187; alev</title>
	<atom:link href="http://www.hataygazetesi.com/author/alev/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hataygazetesi.com</link>
	<description>Hatay haberleri</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 07:33:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Şu ana kadar yaşanan depremler bize ders olmalı</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/su-ana-kadar-yasanan-depremler-bize-ders-olmali-4</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/su-ana-kadar-yasanan-depremler-bize-ders-olmali-4#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 08:09:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alev Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[antakya]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[İskenderun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hataygazetesi.com/?p=68204</guid>
		<description><![CDATA[İ&#231;imden bir şeyler yazmak gelmiyordu aslında&#8230; Dışarıda hafif &#160;hafif yağan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">İ&ccedil;imden bir şeyler yazmak gelmiyordu aslında&hellip; Dışarıda hafif <span style="mso-spacerun:yes">&nbsp;</span>hafif yağan yağmurun sesini dinleyerek, sallanan koltuğumda dinlenirken, aklımda yine Van&rsquo;daki deprem vardı. Sıcacık evimde otururken ben, depremzedelerimiz o an belki de &ccedil;adırlarında &uuml;ş&uuml;yorlardı&#8230; &ldquo;Bu ne adaletsizlik&rdquo; dedim kendi kendime&#8230;</p>
<p class="MsoNormal">Sonrasında <a href="http://www.hataygazetesi.com/tags/antakya" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with antakya">Antakya</a>&rsquo;da yaşadığımız depremleri d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m&#8230; İnsan korkuyor ger&ccedil;ekten&#8230; Oturduğumuz yerde, iş yerinde, dışarıda koca koca binaların yanından ge&ccedil;erken dahi, her an deprem olacak korkusu ile yaşıyoruz şu sıralar. Deprem olacak hissi ile yaşamak g&uuml;ncel hayatın heyecanını, yanı sıra enerjimizi de azaltıyor ne yazık ki&hellip;</p>
<p class="MsoNormal">Van&rsquo;da kış soğuğunda &ccedil;adırda yaşayan depremzedeleri izledik&ccedil;e haberlerde, kendimi daha da k&ouml;t&uuml; hissediyorum.</p>
<p class="MsoNormal">Van depreminin bir fayının ilimizden ge&ccedil;tiği s&ouml;yleniyor. İlimiz de risk y&ouml;n&uuml;nden en &ouml;nde gelenlerden. Fakat merak ettiğim şu; Bu konuyla ilgili alınmakta olan &ouml;nlemler acaba ne kadar işlevsel ve ne oranda &ouml;ncelikli?<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal">Van ve &ccedil;evresinde yaşayanlar belki de hala &ccedil;adır bekliyor konteyner bekliyor, prefabrik yapı bekliyor. Neden derseniz?<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span>Zamanında yeterince stoklanmadığı, yardım olarak g&ouml;nderilenler de hala ulaşım sorununa takılıp bekletildiği i&ccedil;in. Zaten ilgililer yardımın g&ouml;t&uuml;r&uuml;lmesinde d&uuml;zensizliklerle baş edebilseler, dengeyi sağlasalar bu kadar insan Van&rsquo;ı terk etmezdi.</p>
<p class="MsoNormal">***</p>
<p class="MsoNormal">Eveeet, bu d&uuml;ş&uuml;ncelerimin bir ucundan tutup sizlerle paylaşmam gerektiğinin farkında olarak, devam etmek istiyorum sohbetimize&hellip;</p>
<p class="MsoNormal">Bilindiği gibi g&uuml;zel Antakya&rsquo;mız ne yazık ki 1.derece deprem b&ouml;lgesi&hellip; Bilirkişiler Antakya ve &ccedil;evresinde en erken 2025 yılında, en ge&ccedil; ise 2060 yılında 7 şiddetinde deprem beklediklerini a&ccedil;ıklıyorlar. Ayrıca &ccedil;eşitli kuruluşların d&uuml;zenlediği panellerde afet zararları riskinin nasıl azaltılacağı konusunda da bilgiler veriliyor.</p>
<p class="MsoNormal">Sonu&ccedil; olarak vatandaşı bilin&ccedil;lendirmek i&ccedil;in hi&ccedil; bir şey yapılmıyor diyemeyiz, ancak bu panellere katılımın yeterli olup olmadığını gelin birlikte merak edelim&#8230;</p>
<p class="MsoNormal">Ev hanımlarımız, &ccedil;ocuklarımız, yaşlılarımız, yetişkinlerimiz bu panellere ne derece katılım g&ouml;steriyor ve bu katılım yeterli mi acaba? Katılım g&ouml;stermeyenler nasıl bilgilenecek onu da d&uuml;ş&uuml;nmek gerekiyor?</p>
<p class="MsoNormal">Her se&ccedil;im d&ouml;neminde &ouml;rg&uuml;tlenme adına yapılan &ccedil;alışmalarda, &ccedil;eşitli partilerin mensupları şehrin altını &uuml;st&uuml;ne getirirler ulaşmak i&ccedil;in se&ccedil;menlere&hellip; Bir oy daha kazansınlar diye, tek tek gezerler mahalleleri&hellip;<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span>K&uuml;&ccedil;&uuml;k, b&uuml;y&uuml;k toplantılar d&uuml;zenlerler. Meydanlara &ccedil;ıkarlar. Peki ya şimdi, b&ouml;yle bir tehlikeyle her an karşı karşıya gelmek &uuml;zereyken bizler, hani, nerede y&ouml;netici, &ouml;rg&uuml;tleyici kişiler?</p>
<p class="MsoNormal">Madem bilgili kişiler var, teoriyi pratiğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek i&ccedil;in neden onlardan yararlanılmıyor? Vatandaşlarımızın bu y&ouml;nde bilin&ccedil;lenmesini sağlayacak meslek &ouml;rg&uuml;tlerimiz neler yapıyor ve yaptıkları, amaca ulaşmaya ger&ccedil;ekten yetecek hizmetler mi?</p>
<p class="MsoNormal">G&ouml;r&uuml;nen şu ki,<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span>bu hayati konuyla ilgili geniş &ccedil;aplı bir bilin&ccedil;lendirme halkası kentimizde kapsamlı olarak hen&uuml;z oluşturulabilmiş değil.</p>
<p class="MsoNormal">Bu konuda m&uuml;lki ve idari sorumluluk taşıyan yetkililerimiz, &Uuml;niversitemiz, siyasi parti temsilcilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız,<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span>meslek odalarımız ve her zaman olduğu gibi medya ve sosyal medya dahil bir&ccedil;ok kuruma, bir&ccedil;ok kuruluşa, ardından da herkese &ouml;nemli g&ouml;revler d&uuml;ş&uuml;yor.</p>
<p class="MsoNormal">İlimizde olası bir depremden en az zarar g&ouml;receğimiz &ouml;nlemler alınmakta mı,<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span>yeterli plan, program oluşturulmuş mu şu ana kadar, bunu da merak ediyorum ben&#8230; Bir deprem planı s&ouml;z konusu ise, konteynır ve prefabrik yapı &uuml;retimine de başlanmış mı?</p>
<p class="MsoNormal">Ya biz vatandaşlar ne yapıyoruz, hangi birimizin evinde bir deprem &ccedil;antası bulunuyor ya da hangimiz acil durum &ouml;nlemlerimizi şimdiden almış durumdayız? Depremden korunmak i&ccedil;in yapmamız gerekenleri biliyor muyuz ya da deprem anında neler yapmamız gerektiği hakkında bilgilerimiz yeterli mi?</p>
<p class="MsoNormal">Aslında imk&acirc;nımız varsa araştırsak, bilgileri toplasak internetten&#8230; Bilmediklerimizi ve yapmamız gerekenleri &ouml;ğrensek, sonra da bir akşam dizi izlemek yerine ailece oturup hayat kurtarıcı bilgiler &uuml;zerine toplantı yapsak,<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span>g&ouml;revleri paylaşsak kendi aramızda nasıl olur acaba?</p>
<p class="MsoNormal">Milli Eğitim M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; &ouml;ğrencilere, Belediyeler y&ouml;re halkına, uzmanlar tarafından verilecek bilgilerle ulaşsalar.</p>
<p class="MsoNormal">Deniyor ya hani, &ldquo;Deprem &ouml;ld&uuml;rmez, bina &ouml;ld&uuml;r&uuml;r&rdquo; diye. Japonya &ouml;rneğine bakınca bu s&ouml;z&uuml;n yeni inşa edilecek binalar i&ccedil;in değil yıkılması gereken binalar i&ccedil;in ge&ccedil;erli olduğu da apa&ccedil;ık ortada.</p>
<p class="MsoNormal">Yani ş&ouml;yle;</p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">Doğru yapılsa şu iş aslında;</p>
<p class="MsoNormal">Beş &ccedil;ubuk eksik olsa ne olur demesek, 1&ndash;3 m. derinlikte temeller atmasak,<span style="mso-spacerun:yes">&nbsp; </span>usta olmayana vermesek işi, s&ouml;z&uuml;n kısası mukavemetsiz bina kalmasa diyorum. Sarsılmasa, savrulmasa depremde evlerimiz, yuvalarımız.</p>
<p class="MsoNormal">&lsquo;Ben yaptım, oldu&rsquo; mantığından her konuda vazge&ccedil;sek!</p>
<p class="MsoNormal">Acı ger&ccedil;ekleri g&ouml;rmezden gelmesek&#8230; Tarihte son 5000 yıl i&ccedil;inde en &ccedil;ok depremin yaşandığı bir b&ouml;lgede bulunduğumuzu da g&ouml;z ardı etmeyip, yakın zamanda beklenen depremlere karşı &ouml;nlemlerimizi almayı ihmal etmesek diyorum.</p>
<p class="MsoNormal">Ne dersiniz?</p>
<p class="MsoNormal">alevoksuz@yahoo.com</p>
<h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>06 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/otantik-antakya-yoresel-lezzetleri-hizmetinizde" title="Otantik Antakya yöresel lezzetleri hizmetinizde">Otantik Antakya yöresel lezzetleri hizmetinizde</a> (0)</li><li>06 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/armutluya-gon-ul-verenler-gecede-bulustu" title="Armutlu&#8217;ya gön ül verenler gecede buluştu">Armutlu&#8217;ya gön ül verenler gecede buluştu</a> (0)</li><li>06 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/ekmek-odullu-siir-yarismasi" title="“Ekmek” ödüllü şiir yarışması">“Ekmek” ödüllü şiir yarışması</a> (0)</li><li>06 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/homend-6-galibiyetini-aldi" title="Homend 6. galibiyetini aldı">Homend 6. galibiyetini aldı</a> (0)</li><li>06 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/hatay-sancaktepeyi-fethetti" title="Hatay Sancaktepe&#8217;yi fethetti">Hatay Sancaktepe&#8217;yi fethetti</a> (0)</li><li>04 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/proje-hazirlayan-gazeteye-kosgebten-destek" title="Proje hazırlayan gazeteye KOSGEB&#8217;ten destek">Proje hazırlayan gazeteye KOSGEB&#8217;ten destek</a> (0)</li><li>04 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/istanbulda-hatay-gunlerinin-ikincisi-yapiliyor" title="İstanbul&#8217;da Hatay Günleri&#8217;nin ikincisi yapılıyor">İstanbul&#8217;da Hatay Günleri&#8217;nin ikincisi yapılıyor</a> (0)</li><li>04 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/dortyolda-yoksullara-sosyal-market-acildi" title="Dörtyol&#8217;da yoksullara  sosyal market açıldı ">Dörtyol&#8217;da yoksullara  sosyal market açıldı </a> (0)</li><li>04 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/hatborudan-kisisel-gelisim-semineri" title="Hatboru&#8217;dan  kişisel gelişim  semineri">Hatboru&#8217;dan  kişisel gelişim  semineri</a> (0)</li><li>04 Şubat 2012 -- <a href="http://www.hataygazetesi.com/bu-kadar-cile-yeter" title="Bu kadar çile yeter">Bu kadar çile yeter</a> (0)</li></ul>
	Etiketler: <a href="http://www.hataygazetesi.com/tags/antakya" title="antakya" rel="tag">antakya</a>,<a href="http://www.hataygazetesi.com/tags/hatay" title="Hatay" rel="tag">Hatay</a>,<a href="http://www.hataygazetesi.com/tags/iskenderun" title="İskenderun" rel="tag">İskenderun</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/su-ana-kadar-yasanan-depremler-bize-ders-olmali-4/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşlerimiz olmalı; gerçekleştirmek için bir ömür harcayacak…!</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/duslerimiz-olmali-gerceklestirmek-icin-bir-omur-harcayacak%e2%80%a6</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/duslerimiz-olmali-gerceklestirmek-icin-bir-omur-harcayacak%e2%80%a6#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 08:14:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[alev öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[düşler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hataygazetesi.com/?p=61038</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Benim d&#252;şlerim, senin d&#252;şlerin ya da başkasının d&#252;şleri fark eder ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p class="ecxmsonormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;<br />
color:#2A2A2A">Benim d&uuml;şlerim, senin d&uuml;şlerin ya da başkasının d&uuml;şleri fark eder mi?</span></i></b></p>
<p class="ecxmsonormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;<br />
color:#2A2A2A">Hepsi insana, doğaya, i&ccedil;inde bulunduğumuz evrene hizmet etmiyor mu zaten?<o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Benim d&uuml;şlerim bana yakın olan&hellip; yakın ama uzakta gibi duran&hellip; soyut gibi g&ouml;r&uuml;nen oysa benim olduğunda, <b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:<br />
normal">ger&ccedil;eğe d&ouml;n&uuml;şen bayramlıklarım gibi</i></b>&hellip;<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Hani biz &ccedil;ocukken, anne-babamız bayramlarda &ccedil;arşının yolunu tutup, sonra &uuml;st-baş alırlardı ya hani bize&hellip; Onun sevinci gibi bir şey, ger&ccedil;eğe kavuşan o isteklerimiz&hellip;<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Evet, şimdi de dalmak istiyorum o &ccedil;ok sevdiğim, olmasını arzuladığım g&uuml;zellikleri hayal etmeye&hellip;<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Bir an i&ccedil;in kendimi bir At arabasının dizginlerini tutarken g&ouml;r&uuml;yorum&hellip; Elimde, beni istediğim yere g&ouml;t&uuml;rmesi i&ccedil;in Atıma yolu g&ouml;steren dizginler&hellip;<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Etraf yemyeşil&hellip; <b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:<br />
normal">&Ccedil;i&ccedil;ek a&ccedil;mış ağa&ccedil;ların asaleti, otların dimdik ve harikuladeye b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş yeşilliğiyle &ouml;rt&uuml;ş&uuml;yor adeta&hellip;</i></b> <o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Durduruyor beni bu g&uuml;zelliğin şaha kalkmış asilliği&hellip; Dizginleri koca bir ağacın g&ouml;vdesine bağlıyorum hemen&hellip; Atım bile mutlu o esnada, huzur i&ccedil;inde, b&uuml;y&uuml;l&uuml; manzara karşısında&hellip;<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Hemen dizginleri bağladığım, koca yeşil yapraklı ağacın altında uzanıyorum&#8230; Sanki sanırsınız yeşil bir yelpaze&hellip;<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-family:<br />
&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">D&uuml;şlerimi kurmam i&ccedil;in daha iyi bir yer bulamazmışım&#8230; Kapatıp-a&ccedil;tığım g&ouml;zlerim, beynimden &ccedil;ıkan d&uuml;şlerimin vanası oluyordu adeta.<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-family:<br />
&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Uzanırken; g&ouml;z&uuml;me hoş g&ouml;r&uuml;nen yel değirmenin her hareketi ve ardında bıraktığı <b style="mso-bidi-font-weight:<br />
normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">estetik dolu manzara, beni bulunduğum yere daha aşık ediyordu.</i></b> Sanki daha da hızlanıyordum d&uuml;şlerime a&ccedil;ılan yolda&#8230; Beynim ikiye b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş gibiydi&#8230; Bir yanım Atımın sesini duymakla meşgul iken, diğer bir yanım da <i style="mso-bidi-font-style:<br />
normal">&quot;<b style="mso-bidi-font-weight:normal">beni gitmek istediğin yere naklet&quot;</b> </i>diye haykırıyordu&#8230; <br />
	<b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">Evet g&ouml;zlerim kapalı, ama d&uuml;ş kapım a&ccedil;ık, d&uuml;ş yolum da aydınlıktı&#8230;</i></b> <br />
	&Ouml;nce kararsız kalıp, durdu d&uuml;ş kuyruğumda bekleyen ulaşılmaz g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m isteklerim&#8230; Hangisini ilk sıraya alsam da onu hayal etsem diyordum&#8230; <o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><i style="mso-bidi-font-style:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Ve işte başlıyordu d&uuml;ş kurma yolculuğum&hellip;<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">&nbsp;***<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">D&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m de sevgili okurlar; <o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">Aslında bu değil midir başarıya giden yol&hellip; bu değil midir bizleri mutlu kılan şey&hellip;<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A">&nbsp;Ne zaman </span><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">tıkanıp kalsak bir yerinde hayatın, yeni yollar se&ccedil;tiğimiz olmuyor mu, <b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">i&ccedil;imizi huzura kavuşturacak.</i></b></span><b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;<br />
color:#2A2A2A"><o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">Yeni keşif turları yapıp, kendimiz gibi <b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">kaşifler aradığımız olmuyor mu</i></b>, bize arkadaşlık edecek bu gayede&hellip;</p>
<p>	<b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">Hayata dair ertelediğimiz ne varsa, ger&ccedil;ekleştirmeyi en azından denememiz gerekmiyor mu, mutlu olmak i&ccedil;in&hellip;<o:p></o:p></i></b></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;<br />
color:black">Ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k şeylerle başlamamız gerekmiyor mu &ouml;nce, &ouml;rneğin bindiğimiz arabadan bir ka&ccedil; durak &ouml;nce inip, y&uuml;r&uuml;yerek eve kadar&hellip; </span></i></b><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">Etrafa bakınarak, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z&uuml; hissetmeye &ccedil;alışarak, yabancı kalmayarak onlara&hellip; <b style="mso-bidi-font-weight:<br />
normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">Yakından, &ccedil;ok daha yakından, canlı canlı&hellip;<o:p></o:p></i></b></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><i style="mso-bidi-font-style:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A"><o:p>&nbsp;</o:p></span></i></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">Evet; <b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">kimi zaman dikeni y&uuml;z&uuml;nden hesap sormak yerine g&uuml;lden, belki derin bir soluk alıp, hapsetmeliyiz o g&uuml;zelim kokusunu i&ccedil;imize&#8230;</i></b> Bunun yanında; umutlarımız da olmalı elbette. </span><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;<br />
color:#2A2A2A">Umut etmek i&ccedil;imizdeki t&uuml;m d&uuml;şlere bir kıvılcım değil midir zaten?<o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">Soracaklarımız da olmalı tabii, yanıtlarını bulmak i&ccedil;in bir &ouml;m&uuml;r harcayacak!</span><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A"><o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">Ve d&uuml;şlerimiz olmalı sevgili okurlar; <b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal">ger&ccedil;ekleştirmek i&ccedil;in bir &ouml;m&uuml;r harcayacak!</i></b></span><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A"><o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal"><i style="mso-bidi-font-style:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;<br />
color:black">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; hayat &ccedil;ok kısa ve tadına varamadığımız, bilmediğimiz o kadar &ccedil;ok şey var ki.<o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="ecxmsonormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">Ne dersiniz?</span><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#2A2A2A"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="ecxmsonormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:black">alevoksuz@yahoo.com</span></b><b style="mso-bidi-font-weight:normal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><o:p></o:p></span></b></p>
<h4>En çok arananlar:</h4><ul><li><a href="http://www.hataygazetesi.com/duslerimiz-olmali-gerceklestirmek-icin-bir-omur-harcayacak%e2%80%a6" title="düşlerimizi gercekleştırmek ıcın ne yapmalıyız">düşlerimizi gercekleştırmek ıcın ne yapmalıyız</a></li></ul><h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>
	Etiketler: <a href="http://www.hataygazetesi.com/tags/alev-oksuz" title="alev öksüz" rel="tag">alev öksüz</a>,<a href="http://www.hataygazetesi.com/tags/dusler" title="düşler" rel="tag">düşler</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/duslerimiz-olmali-gerceklestirmek-icin-bir-omur-harcayacak%e2%80%a6/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıkışıp kalmış bir beden; daha ne kadar direnebilir ki?</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/sikisip-kalmis-bir-beden-daha-ne-kadar-direnebilir-ki</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/sikisip-kalmis-bir-beden-daha-ne-kadar-direnebilir-ki#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 06:44:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hataygazetesi.com/?p=47909</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba sevgili okurlar&#8230; Yine bir sohbetle sizlerle d&#252;ş&#252;nceleri paylaşmak g&#252;zel&#8230;
	Bug&#252;nk&#252; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili okurlar&#8230; Yine bir sohbetle sizlerle d&uuml;ş&uuml;nceleri paylaşmak g&uuml;zel&#8230;<br />
	Bug&uuml;nk&uuml; sohbet konumuz yine hayata dair olacak&#8230;<br />
	Evet , haydi o zaman &ccedil;ayımızı, kahvemizi yudumlarken hemen sorgulamaya başlayalım hayatı&#8230;<br />
	&nbsp;*** <br />
	D&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n&uuml;z m&uuml; hi&ccedil;; bizim yaşamı nasıl ve kim i&ccedil;in yaşadığımızı?<br />
	Bizler kendimizi mi yoksa başka kişilerin hayatını mı yaşıyoruz?<br />
	K&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşlarda sadece ailesinin yaşantısını yaşıyor &ccedil;ocuk&#8230; Hangi giysiyi giyeceğinden tutun, hangi okula gideceğine kadar&#8230; ne yiyeceğinden,&nbsp; nerede yasayacağına kadar&#8230; <br />
	Ne zaman b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; hisseder, başlar haykırışları, baş kaldırışları, bu &uuml;st&uuml;nde kurulan koruma i&ccedil; g&uuml;d&uuml;s&uuml; ile dolu hakimiyete&#8230; oysa aile ona en yakın olandır&#8230; hangi anne-baba &ccedil;ocuğunun k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; d&uuml;ş&uuml;nerek hareket eder ki?<br />
	Ama yine de engellendiğini hisseder &ccedil;ocuk&#8230; Cebelleşir durur takıldığı o tel &ouml;rg&uuml;lerle&#8230;&nbsp; Her şey mayın tarlası gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;r ona&#8230; Korkar, tırsar yakınındaki her şeyden.. G&uuml;ven duymaz kimseye&#8230; i&ccedil;ine hapsedildiği odadan dışarıyı g&ouml;rmeye &ccedil;alışır b&uuml;y&uuml;rken&#8230; Tıpkı h&uuml;credeki bir mahkumun g&uuml;n y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rmek isteyişi gibi&#8230; <br />
	&Ccedil;ocukluğunu geride bırakmış, bir gen&ccedil; oluvermiştir artık&hellip;<br />
	Bu kez toplumsal kurallara&nbsp; ve kanunlara takılmış bir birey rol&uuml;n&uuml; &uuml;stlenir hi&ccedil; istemese de&#8230; <br />
	Arada bir &#39;ben kendi yaşamımı yaşamak istiyorum&#39; diye sitem eden hır&ccedil;ın gen&ccedil;liği oynar bu evrede&#8230; <br />
	Kimi &ccedil;ocuklar buna karşı gelir diye, sopalar yiyip, laflar işitir&#8230; kimileri koyun s&uuml;r&uuml;s&uuml;ne dahil eder kendini ve kimileri de kendi mantığıyla yola &ccedil;ıkıp bir şeyleri değiştirmeye, devirmeye &ccedil;alışır baştan savma kurulmuş, ona ters gelen d&uuml;zeni&#8230;<br />
	Bunu da kendi hayatında mantığına uyan kuralları getirerek ya da hayatını &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k tadında yaşayarak yapar&#8230;<br />
	Ardından okul hayatı geride kalır ve yeni bir d&ouml;nem başlar o &ccedil;ocuk i&ccedil;in&#8230;<br />
	İş hayatı denen; &ldquo;fanus&rdquo; ortamı..<br />
	Sabah ne zaman uyanacağına, işe, eve ne zaman gideceğine hep birileri karar verir&#8230;<br />
	Belki, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k kurma derdine d&uuml;şm&uuml;ş kompleksli insanların arasında bulur kendini ya da şanslı olur;&nbsp; insan sevgisini yitirmemiş, al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml; bireylerin g&ouml;lgesine sığınır&#8230;<br />
	Oysa bakıldığında:<br />
	Evrendeki sirk&uuml;lasyon; hep birilerinin imparatorluğu i&ccedil;in, birilerinin a&ccedil; g&ouml;zl&uuml; savaşı i&ccedil;in ger&ccedil;ekleşiyor&#8230;<br />
	Olgunlaşan insan; her şeyin kapitalist bir d&uuml;zene hizmet ettiğini g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde,&nbsp; yaşadıklarından biraz daha k&ouml;t&uuml; sonu&ccedil;lar &ccedil;ıkarıyor ortaya&#8230; Bunalıyor&#8230; İ&ccedil;inde bulunduğu karbondioksiti ağır basan ve oksijeni katleden havadan atmak istiyor kendini&#8230;<br />
	Sonra başka başka şeyler de var tabii&#8230;<br />
	Hani toplum d&uuml;zeni ya; var olan ve uygulanan kurallar, kanunlar işte&#8230;<br />
	Hani sana sorumluluklar y&uuml;klemişler ya hani, altından kalkmaya zorla &ccedil;alıştığın kocaman bir y&uuml;k&uuml;&#8230;Yanında da bir s&uuml;r&uuml; laf kalabalığıyla hani&#8230;<br />
	İşte olgunlaşan insanı yutup, i&ccedil;inde barındırmak ister dominant olan acımasızlık&hellip;<br />
	&nbsp;<br />
	Hep birilerinin g&ouml;z hapsinde olmak, hep birilerinin dediğini yapmak, hep birilerine ters d&uuml;şeceği i&ccedil;in d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yapamamak, i&ccedil;indeki istekleri pasifiye etmek&#8230; nefes alışını daha da zorlaştırıyor hayata tutunmaya &ccedil;alışan, birey olmaya &ccedil;alışan o kişinin&#8230; <br />
	&nbsp;<br />
	Misal;<br />
	&Uuml;niversiteyi okumuş bir birey yurtdışına gidiyor&hellip; Y&uuml;ksek lisans i&ccedil;in kaydını yaptırsa da, cafede &ccedil;alışıp kazandığı para, ona daha cazip geldiği i&ccedil;in master programını yarıda bırakıyor&#8230; Neden dersiniz?<br />
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; kazandığı parayı kendi &uuml;lkesinde gece-g&uuml;nd&uuml;z &ccedil;alışsa da kazanamazdı da ondan&hellip; <br />
	Oysa yurtdışında az &ccedil;alışıp o parayı kazanıp, istediği &uuml;lkeyi geziyordu o kişi&#8230; Eşofmanla sıradan, g&ouml;sterişsiz bir cafede arkadaşıyla buluşup, gazetesini okurken, &ccedil;ayını yudumlayabiliyordu b&uuml;y&uuml;k bir keyifle&#8230; Araba l&uuml;ks&uuml;ne yenik d&uuml;şmeden bir kenara park edip, hatta hi&ccedil; kullanmayıp, gideceği yere kadar y&uuml;r&uuml;yordu, otob&uuml;sleri kullanabiliyordu insanların arasına karışarak ve kendini soyutlamadan&hellip; Parklarda suya, &ccedil;amura batıp g&uuml;nl&uuml;k koşusunu da yapmaktan &ccedil;ekinmiyordu ve bundan ayrı bir haz alıyordu&hellip; <br />
	Bir de kendi toplumumuzun insanına baktığımızda; onca duvarlar arasında sıkışıp kalmış bir beden, daha ne kadar direnebilir ki? <br />
	alevoksuz@yahoo.com</p>
<h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/sikisip-kalmis-bir-beden-daha-ne-kadar-direnebilir-ki/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat kımıldamaktan ibaret&#8230;</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/hayat-kimildamaktan-ibaret</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/hayat-kimildamaktan-ibaret#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:41:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hataygazetesi.com/hayat-kimildamaktan-ibaret</guid>
		<description><![CDATA[Sence hayat sadece dışarıda mı? diye, ansızın soruyor arkadaşım&#8230;
Elbette ki ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sence hayat sadece dışarıda mı? diye, ansızın soruyor arkadaşım&#8230;<br />
Elbette ki hayat, bize karşı dışarısı ile sınırlı kılmıyor kendini&#8230;<br />
Hayat evrenin her noktasında, soluk alıp-verdiğimiz her mekânda &#8230; <br />
Kimi zaman karşımıza çıkan dikenli tel örgülü sınırlara rağmen, yürüdüğümüz yolda saklı mayınlara basma ihtimalimiz bile olsa da; yine onu yaşamaktan vazgeçemediğimiz bir öyküdür hayat&#8230;Bir noktasını yakalamak için, her zaman diliminde uğraş vermekten kaçınmadığımız bir yolculuktur&#8230;<br />
Bir bakıyoruz; kendimizi en rahat hissettiğimiz, samimiyetin, maneviyatın doyurucu olduğu evimizin içindeyiz&#8230; Etrafımız tanıdık yüzlerle dolu.. o doyumun döngüsüne bırakıveriyoruz kendimizi&#8230; bu bizim içsel yaşantımız&#8230;<br />
Ve bizler kıyamıyoruz hiçbir şekilde bu güzelliğe&#8230; İncitemiyoruz bu muhteşemliği&#8230; Acımasızca, elimizin tersiyle itemiyoruz, atamıyoruz bir köşeye.. eskimiş bir komidinin çekmecesinde &#8216;sen burada dur, beni bekle&#8217; deyip, avutmak da istemiyoruz.. .<br />
Şunu istiyoruz çünkü: O güzellik de bizimle gelsin gittiğimiz, dışarısı dediğimiz o yere&#8230; ayrı-gayrıya tahammülümüz kalmıyor artık&#8230; çünkü samimiyet kokan, maneviyatın hazzını barındıran tüm yaşanılanlar hep iç mekânımızda oluyor sanki o sıra&#8230; o mutluluğun doyumunu yaşıyorken ve hoşnut durumdayken bizler , bu kadar güzellik etrafımızda dönüyorken, neden terkedelim ki  bu  harikuladeliği değil mi?<br />
Zaten sadece dışarıdan ibaret olamaz ki hayat, mümkünatı da yok ki&#8230; nefes aldığımız her yerde dokunduğumuz herşeye hareketlilik kazandıran aslında bizler değil miyiz gerçekte?..<br />
Evet sevgili okurlar;<br />
Oturmuş bir düzen içinde hareket eden insanları kimi zaman gözlemliyor, kimi zaman da adım atışlarımızı onların adım atışlarına uydurmaya çalışıyoruz, sırf o yaşanılacak anı güzel kılmak için&#8230;<br />
Sonra&#8230;<br />
Biraz daha gayret ediyorum; iç dünyamın dışında kalan dış dünyayı göze kulağa hoş gelmesi  için uğraşıyorum, kendime dert edinerek&#8230;<br />
Dış dünyayı da sınırlarıma katıp, içselliğimle tanıştırmak istiyorum&#8230; Yabancı gelen yüzleri, tanıdık simalara benzetmeye çalışıyorum, sırf yakınımda, baş ucumda  dursunlar diye hani&#8230;<br />
Ama bu kez, içselliğimin sürekli üstte kalan terazisinin bir gözü;  diğer gözünde bulunan dış dünyama başkaldırıp, savaş ilan ediyor eski yerine gelmesi için&#8230;<br />
Bu vaziyet süre dursun, ben de oyalanıp, düşünüyorum o sıra; şu dengeyi nasıl sağlayacağım, nasıl çözeceğim diye&#8230;<br />
Sonra, aslında insanoğlu yaşanılan bir sürecin sonunda iyice idrak ediyor, hayatın hem iç ve hem dış dünyadan teşekkül ettiğini&#8230;<br />
Ardından da yeni keşifler için şunu söyleyebiliyor artık kendine;<br />
&#8216;Bunu da görüp geçirmeliyim, var olduğu bilinmeyen şeyleri bulup, yaşamın her hücresini, her tabakasını keşfetmeliyim&#8230;&#8217;<br />
Evet; bizler belirli sınırlar içindeyken herşeyin gereksinimimizi karşıladığını,<br />
 daha başka şeyleri görme, tanıma icabı olmadığını düşünüyoruz.<br />
Aksine dış çevrenin havasını içimize<br />
çektik mi, işte o vakit; daha bir o kadar bilmediğimiz, görmediğimiz onca şeyin , evren içinde saklı olduğunun farkına varıyoruz&#8230;<br />
Sonra varolan kendi kimyamızı değiştirmeye, geliştirmeye çalışıyoruz..<br />
Bu, bir insanın hazırda olan duruşunu yeniden şekillendirmesi ve farklı bir ahenke bürümesidir diyebiliriz&#8230;<br />
Hayat içinde daha görmediğimiz,<br />
Bilmediğimiz ve mutluluğunu tadamadığımız çok şey var&#8230;<br />
İç ya da dış dünya önemi yok,  hayatın kendisi bir bütün zaten&#8230; İşte bizler de bu bütünlüğü sağlıyoruz varlığımızla&#8230;<br />
Yaşadığımız, gördüğümüz her ayrıntı ve içinde bulunduğumuz her alan; hayatın ta kendisi !<br />
Çünkü; hayat evrenseldir.<br />
Ne dersiniz?</p>
<h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/hayat-kimildamaktan-ibaret/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alev ÖKSÜZ: Toplumumuzun Üretkenliğe İhtiyaci Var</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/alev-oksuz-toplumumuzun-uretkenlige-ihtiyaci-var</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/alev-oksuz-toplumumuzun-uretkenlige-ihtiyaci-var#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 13:42:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hataygazetesi.com/?p=31169</guid>
		<description><![CDATA[Beyaz bir ışık göz kırparcasına yansımalarını gönderiyor… sonra süzülerek, yamacıma ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beyaz bir ışık göz kırparcasına yansımalarını gönderiyor… sonra süzülerek, yamacıma aydınlık veriyor gecenin karanlığını kıskandırırcasına, bana sığınarak…<br />
Doğa harikası görüntüsüyle kandırmaya çalışarak beni, büyülercesine kıvrılıyor, yerleşiyor bir yanıma…<br />
Ve ardından bir irkilişle…sabahın ilk ışıklarıyla açıyorum gözlerimi …<br />
Odamda koca bir karaltı, her yanım belirsiz gölgelerle dolu… ayağa kalkıp perdelere tutunuyorum aydınlığımı bana geri versinler diye…<br />
O da yetmiyor ışığın düğmesine dokunuyorum… ve artık görebiliyorum gölgelerin ardında kalan o gizemli tılsımı!<br />
Bu öyle bir tılsım ki; bana gideceğim yönü bulmama araç…<br />
Evet, yine bana kalıyor herşey…<br />
Konuşmam, emeklemem, yürümem, koşmam ve düşlerimdeki  hedeflerime  hizmet edecek  yolu bulmam…<br />
***<br />
Uzun bir aradan sonra sizlerle sohbet etmek için yine bilgisayarımın başındayım sevgili okurlar…<br />
Klavyemin tuşlarına dokunup, sizlerle paylaşıma girmek,  benim ciddi anlamda etkin olmama sebep oluyor ve sonrasında elbetteki sizlerle yeni sohbet konularıyla buluşmama…<br />
Kapsamı büyük olan bir evrenin içinde örmeye çalıştığımız kendi yaşamımızı itinayla işliyoruz… Bu aksiyonu  gerçekleştirirken , onca harikulade duyguları barındırıyor ve bu güzelliklerden kendimizi soyutlamadan üstün nitelikli  uğraşlar veriyoruz…<br />
Kimi zaman önemli bir ayrıntıyı, mantığımıza ters düştüğü için itiveriyoruz elimizin tersiyle…<br />
Kimi zaman da duygusallığımıza yenik düşüp, matığımıza uymayan bir eylemi gerçekleştirebiliyoruz, özene bezene beslediğimiz gökkuşağı rengindeki yaşantımızda…<br />
Yılmadan yaşanılan her anı özel kılmak isteyişimiz, hep evrendeki olağanüstü güzellikler adına değil midir zaten?<br />
Tercih ettiğimiz her seçenek, hayallerimizde belirlediğimiz mükemmelliğe yakın değil midir?</p>
<p>Evet sevgili okurlar; düşsel yolculuğumuzdaki seçimlerimiz sonrası gerçekleştirdiğimiz her eylem ve ardından aldığımız haz ya da çektiğimiz sıkıntı gerçek yaşamla tanışıyor…<br />
Ancak şöyle bir ayrıntıyı unutmamak gerekir ki; yaptığımız her seçim kendini diğer seçeneklerden farklı kılıyorsa, işte o zaman kendine özgü bir  üstün niteliğe sahip oluyor. Mesela, hedefimize giden en kısa yolun amacımıza hizmet etmesi gibi…<br />
Tabii şuna da inanmak gerekir:<br />
Bizler düşlerimize bağlı olduğumuz müddetçe, düşlerimiz de bizlere sadık  kalıp istediklerimizin bize gelmesini sağlayacak ve ardından güzellik, üstün nitelik yine bize ait olacaktır sıradanlığa inat!<br />
BAŞARILI İNSANLARI MODELLEMEK MÜKEMMELLİĞE ULAŞMAMIZDA YARDIMCI BİR ETKENDİR…<br />
Bir kitapta şöyle der:<br />
“Mükemmelliğe erişenler,  beyinlerinin en becerikli kısımlarına ulaşarak, ondan yararlanmada usta olanlardır.”<br />
Aynı zamanda kitapta, mükemmelliyetçi kişinin, mükemmelliği sonuçlandıracak tüm kaynakları, buluncaya kadar sürekli soru sormayı sürdüren kişi olduğu da ifade edilmektedir…<br />
Ancak başarının ilk basamağının, ne istediğimizi kesin olarak ortaya koymak olduğu detayı hiç unutulmamalı ve tabii sonra da bunu eyleme dökmek gerektiği de…<br />
Elbette başarılı insanları modellemek  kusursuzluğa yakın işler başarmamızda yardımcı bir faktördür…<br />
Bizler imzası olan başarıları modellerken daha iyisini yapmak için uğraş verdikçe, örneklediğimiz başarının üstünde bir başarı elde edebiliriz.<br />
Tıpkı; tadı ün salmış güzel bir yemek tarifinden yararlanarak pişirdiğimiz yemeğe, yöresel mutfağımıza özgü birkaç baharat katıp ya da farklı soslar üretip daha da güzel bir tada ulaşmak gibi…<br />
TOPLUMUMUZUN ÜRETKENLİĞE İHTİYACI VAR…<br />
Evet sevgili okurlar; toplumumuzun üretkenliğe ihtiyacı var, bununla birlikte bir işe çekinmeden girebilen ve ne yaptığını bilen bireylere de tabii…<br />
Küçük bir örnek; TV kanalları tarafından Avrupa&#8217;daki yarışma programlarının formatları taklit edilip, toplumumuza sunuluyor… Programların formatlarında değişiklik yapma zahmetine katlanılmayıp, daha iyisini oluşturma eyleminde bile bulunulmadan…<br />
Bana göre bu tutum, üretkenlikten uzak, sırf rayting savaşı uğruna yapılan bir tüketimdir… Yan gelip yatmaktan başka bir şey değildir…<br />
Şunu söylemeliyim ki, öncülük; var olandan daha iyisini üreterek oluşur, bunu artık toplum olarak idrak etmenin vakti geldi de geçiyor!<br />
Medyanın topluma empoze etmeye çalıştığı; traji-komik sahnelerin yer aldığı yemek yarışma programlarını, insanların özel hayatlarını ortaya seren seviyesiz izdivaç programlarını, çarpık ilişkileri konu alan, şiddet içeren, her tür kötü alışkanlığı (silah, kavga-dövüş, uyuşturucu, vs..) sergileyen dizileri izlemekten vazgeçmenin ve bunları es geçmenin vakti gelmeli artık, diye düşünüyorum!<br />
İşte bunun için hedefimiz insan olmalı, öncelikle çocuklar…<br />
Çocuklarımız bu tür programları izleyip modelleyeceklerine, yaşam içinde bir sürü başarıya ulaşacakları kaynakları bulsunlar, onları görsünler, taklit edip daha iyisini geliştirmeye çalışsınlar!<br />
Burada anne-babalarımıza ve medyaya elbetteki büyük görevler düşüyor…<br />
Mutlu, çalışkan, üretme gücü olan ve başarılı bir toplum için neye sahip olması gerektiğini bilen bireylere ihtiyacımız var!<br />
Etraftaki başarıları basamak gören, üstün özellikli olmayı hedef seçen bir nesil oluşturmak öncelikle anne-babalarımızın bilinci dahilindedir…<br />
Bilmeliyiz ki; toplumumuzda ne zaman yüksek tanıma yeteneğine sahip  ve neyi seçeceğini bilen üretken bir nesil yetişirse, işte o zaman en küçük örnek; TV&#8217;de aptalca bir yarışma programını gördüğünde onu zapingleyebilecek bir kuşak oluşabilecektir belki…<br />
Ne dersiniz?</p>
<h4>En çok arananlar:</h4><ul><li><a href="http://www.hataygazetesi.com/alev-oksuz-toplumumuzun-uretkenlige-ihtiyaci-var" title="alev öksüz">alev öksüz</a></li><li><a href="http://www.hataygazetesi.com/alev-oksuz-toplumumuzun-uretkenlige-ihtiyaci-var" title="ahmet öksüz">ahmet öksüz</a></li><li><a href="http://www.hataygazetesi.com/alev-oksuz-toplumumuzun-uretkenlige-ihtiyaci-var" title="alev halep">alev halep</a></li><li><a href="http://www.hataygazetesi.com/alev-oksuz-toplumumuzun-uretkenlige-ihtiyaci-var" title="antakya alev öksüz">antakya alev öksüz</a></li></ul><h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/alev-oksuz-toplumumuzun-uretkenlige-ihtiyaci-var/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tel örgülerimizi nasıl kaldırabiliriz?</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/tel-orgulerimizi-nasil-kaldirabiliriz</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/tel-orgulerimizi-nasil-kaldirabiliriz#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bestehane.com/hg/?p=26232</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba sevgili okurlar…
“Yaşama Dair Sohbetler” adlı ilk kitabımın çıkmasıyla birlikte, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili okurlar…<br />
“Yaşama Dair Sohbetler” adlı ilk kitabımın çıkmasıyla birlikte, içimde oluşan mutluluğun yarattığı heyecanla sizlere yeniden &#8216;Merhaba&#8217; demek güzel gerçekten…<br />
Emek vererek bir şeyler üretmek bana mutluluk verirken, oluşturduğum, hayat verdiğim bir kitap ise ve bu kitabın her sayfasında sohbet etme imkanı bulabiliyorsam sizlerle… bu sohbetlerimizdeki her buluşma bana verdiği kadar sizlere de mutluluk veriyorsa… işte o zaman güzel bir paylaşımı gerçekleştirmiş oluyoruz ve işte o zaman siz sevgili okurlarıma güzel bir şeyler sunmanın mutluluğunu yaşayıp daha da yazmak istiyorum yaşama dair her şeyi…<br />
Bu buluşmada kitabımın oluşumunda bana destek veren herkese ve kitabımı alıp, okuyan sevgili okurlarıma teşekkür ediyorum…<br />
İkinci kitapta buluşmak ümidiyle diyor ve bugünkü sohbetimize başlayalım istiyorum…</p>
<p>Herkesin içe kapandığı ve nedenini bir türlü bulamadığı dönemler oluyordur yaşamında…<br />
Böyle bir dönemde kendimi dinlerken;<br />
Biri bana; “Limit koyarsan, duvar örersen, kimse sana yaklaşamaz, bir şey de diyemez!” diye avaz avaz bağırıyordu sanki…<br />
Ona karşılık ben de; kendimi soyutladığımın farkında olarak, ondan yardım istercesine şu sözleri yazıyordum günlüğüme…</p>
<p>***</p>
<p>“Şu tel örgüleri nasıl kaldırabilirim?” diye düşünüyorum sık sık, ama sınırı geçtikten ve az yol aldıktan sonra yine bir mayına basıp, yara alırım korkusuyla tekrar vazgeçiyorum ve tel örgüler arkasında durmaya devam ediyorum… Cesaretsizliğime yenik düşüyorum yeniden… Boşluğa sığınıp kendimi koruduğumu, ama aslında kendimle savaştığımı ve kendimi hayatın gizli kalmış bir çekmecesine ittiğimi fark ediyorum&#8230;<br />
Bunun farkındayken aslında yalnızlığa çekiliyormuşum. Şimdi sen uyandırdın beni. Bana “Limit koyarsan, duvar örersen, kimse sana yaklaşamaz, bir şey de diyemez!” diye haykıran kişi…<br />
“E hadi!” dedim… Hadi o zaman öğret bana tel örgülerimi kaldırmayı, bu arazinin mayınlı olmadığına inandır ya da mayınlara basmadan neler yapabileceğimi öğret bana. Nasıl ürün yetiştireceğimi ve ürünümü nasıl hasat edeceğimi de öğret…</p>
<p>Evet, şimdi sen beni uyarıyorsun, &#8216;Sınırlarını kaldır&#8217; diyorsun, olması gereken bu belki, oysa ben yine durgunlaşıyorum…<br />
Yapmam gereken şeyi biliyorum, ama yapamıyorum…<br />
Madem ben böyleyim, e hadi artık bana yardım et, bu sınırları nasıl yok edebilirim onu öğret, bana avaz avaz bağıran kişi…</p>
<p>Zamanla kalkar belki, bu tel örgüler… Belki de bir adıma karşılık olur, benim atacağım adımlar…<br />
Çünkü karşı adımlar artık atılmıştır, atılan her adım dolaylı değilse, gerçeği en iyi şekilde ifade etmişse, işte o adımı kimse görmezden gelemez ve öyle karşılık görür… Bir adımdır karşılığı, atılan her adımın…<br />
Şimdi ne duruyorsun, gür sesli kişi? Tel örgüleri nasıl kaldıracağımı öğretsene bana, korkuyu ve yenik düşeceğimi hiç düşünmeden bana yol göstersene bağırıp duracağına…”</p>
<p>Eeeveett, sevgili okurlar, belki de böyle korumaya çalışıyordum kendimi kötülüklerden…<br />
İçimdeki korkuyu hep kalkan olarak kullandım, ancak sıyrılmalıydım bundan ve cesaretlenmeliydim yeniden &#8216;merhaba&#8217; diyebilmek için yaşama…</p>
<p>HERŞEY EMEK İSTER&#8230; </p>
<p>İnsanlar arasındaki iletişimler verilen bir emeğin sonucu değil midir?<br />
Zaten bir şeylere hemen sahip olmak kar getirmemeli bana…<br />
Hiçbir şeyi kolay kazanmamalıyım, dostluğu bile&#8230;<br />
Emek vermeli her iki taraf ve sonuca öyle ulaşmalı…<br />
İşte o zaman gerçekten ne kazandığımızı daha iyi biliriz ve o kazanılan şeyin değeri kat kat artar içimizde, daha da yücelir…<br />
Bu şuna benzer; “Babası varlıklı bir çocuk düşünelim… Her şey hazırdır onun için…Hiçbir zorluğu bilmez, ama mutlu olduğunu sanır, oysa kendini kandırdığını düşünemez… Yaşamı çok yönlü tanımadığının farkında bile değildir o…<br />
Ayrıca yoksul ya da orta halli bir ailenin çocuğunu düşünelim; &#8216;armut piş, ağzıma düş&#8217; değildir onun yaşamı…<br />
 Armudu ağaçtan kendisi koparır…<br />
Her defasında o işin inceliğini öğrenir ve usta olur… Bu da kendisi için bir kazanımdır, çünkü bir şey başarmıştır o artık…bunun mutluluğunu yaşar ve her tecrübe ona hayatı biraz daha öğretir…</p>
<p>Hazıra konmayacak insan asla… Yoksa yaşamın değerini bilemez.<br />
İşte bu yüzden emek vermeli her şeye…<br />
Tel örgüler kalkacaksa, zamanı gelince kalkmalı, bizler bu emeği verince, bizler az daha cesaretlenince kaldırmalı sınır dediğimiz o tel örgüleri&#8230; Bunun da sonu belki mutluluk, özgürlük olacaktır. Adım adım yürümek biraz daha cesaretli kılacaktır bizleri…<br />
Ne dersiniz?.. alevoksuz@yahoo.com                                  </p>
<h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/tel-orgulerimizi-nasil-kaldirabiliriz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yem kavgası&#8221; misali yaşıyoruz…</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/yem-kavgasi-misali-yasiyoruz</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/yem-kavgasi-misali-yasiyoruz#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bestehane.com/hg/?p=26231</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba sevgili okurlar;
Uzun bir aradan sonra yine bir aradayız…
Her buluşmamızda ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili okurlar;<br />
Uzun bir aradan sonra yine bir aradayız…<br />
Her buluşmamızda olduğu gibi sizlerle paylaşım içine girmek benim için büyük bir keyif olacak…<br />
Sohbetimizin konusunu yine merak ediyorsunuz bundan eminim…<br />
Bu sohbetimizin konusunu internette gezinirken gözüme ilişen bir haber belirledi…<br />
Ben de bu haberden yola çıkarak sizlerle buluşup, bu konuya dair sohbet etmek istedim sevgili okurlar…</p>
<p>KUŞLARIN KARDEŞ KAVGASI ÖLDÜRÜYOR</p>
<p>Bir sabah bilimsel haberleri incelerken “Kuşların kardeş kavgası öldürüyor” başlıklı haber ilgimi çekmişti…<br />
Bilim insanlarına göre, kardeş kavgasının sadece insanlara özgü olmadığı, kuşların da, yem kapabilmek için birbirleriyle kavga etmekten kaçınmadığı yazıyordu haberde.<br />
Üstelik, insanlardan farklı olarak bu kavgalarda kardeşler birbirlerini yuvadan aşağı iterek öldürebiliyorlarmış sevgili okurlar…<br />
Yapılan araştırmada yuvanın kalabalıklaşmasının kavgayı arttırdığı tespit edilmiş.<br />
Kavgayı kaybeden kuş yuvadan düşüyor ve bu düşüş genellikle küçük kuşlar için öldürücü olabiliyormuş…<br />
Haberde ayrıca uzmanların, deney için her yuvada 4 kuş olmasını sağladıkları, bunun için gerekirse yuvaya dışarıdan gelen kuşları da ayıkladıkları da belirtilmişti. Araştırmada, kalabalık yuvalarda kavgaya bağlı yuvadan düşme olayının daha sık görüldüğü sonucuna varılmış. Yani yem yetmeyince kardeş kavgası kaçınılmaz oluyormuş…</p>
<p>Doğrusu haberi okuduktan sonra kavgalarımız, çatışmalarımız, birbirimizi çekememelerimiz, bencilliklerimiz, doyumsuzluklarımız ve insan ilişkilerimizi olumsuz yönde etkileyecek tüm davranışlarımız geldi aklıma…<br />
Bir an &#8216;yoksa bizler de mi yem kavgasına düşmüşüz, kuşlar gibi&#8217; dedim kendime…<br />
Oysa evrenimizde hepimize yetecek o kadar yiyecek var ki…<br />
ANNE-BABALAR ÇOCUKLARINI OKULA KORKA KORKA GÖNDERİYOR</p>
<p>Evet sevgili okurlar;<br />
İnsanların birbirine çok rahat bir şekilde silah çektiği, birbirini acımasızca öldürdüğü, gözünün yaşına bakmadan kötülük ettiği ve birbirini çok rahat karaladığı bugünlerde…<br />
Anne-babaların çocuklarını okula dahi korka korka gönderdiği, azmış, saldırgan, hasta insanların küçük çocukları hedef seçtiği ve zarar verdiği böylesi kötü bir dönemde…<br />
Günümüzde hızına yetişemediğimiz teknolojiyi, ona uyum sağlamaya çalışan bizleri, bir de bunun yanında giderek zorlaşan yaşam koşullarımızı ve beraberinde getirdiği bazı sorunları düşünür oldum…<br />
HEPİMİZ TANIĞIZ; BAZI DEVLET BAŞKANLARININ ASKERLERİ NASIL ÖLÜME YOLLANDIKLARINA…</p>
<p>Şöyle bir dünya ülkelerine bakınmamız yetiyor aslında; zenginin daha zengin olma uğruna kurduğu sömürü düzende insanlar ya da ülkeler arasında büyük uçurumlar oluşuyor gün geçtikçe …<br />
Bunların da bizlere kapitalizmi işaret ettiğini de söyleyebiliriz tabii…<br />
İnsanın insanı sevmesini bırakalım sevgili okurlar, birbirimizi nasıl yok etmeye çalıştığımızın farkında bile değiliz…<br />
Hepimiz televizyonlardan izliyoruz birbirini öldüren insanları..<br />
Hepimiz tanığız, bazı devlet başkanlarının ülke çıkarları için savaşa nasıl kalkıştıklarına ve askerleri nasıl ölüme yollandıklarına…<br />
Düşünün ki; insanlar kuş avlar gibi, balık tutar gibi ya da bir fareyi kapanla yakalar gibi şimdi de kendi kendilerini avlamaya çalışıyorlar seçtikleri yöntemlerle…<br />
Peki neden?<br />
Biraz düşününce aslında insanların hep &#8216;daha&#8217;, hep &#8216;en&#8217; ve hep &#8216;ben&#8217; için bunu yaptıkları bir gerçek…<br />
Oysa birbirimizi avlamak yerine biraz da akıl birliği yapıp evren için bir şeyler yapsak ne iyi olacak her şey değil mi?..<br />
Üstünlüğü temsil eden kelimeleri evreni güzelleştirmek için kullansak ya da eyleme döksek, inanın tüm bu saçma sapan yarışlar içinde bulunmayacağız.<br />
Belki de şuan dünyanın içinde bulunduğu &#8216;küreselleşme&#8217; süreci bile bizleri rahatsız etmeyecekti… Belki dünyanın saplandığı bu ekonomik kriz de gündeme gelmeyecekti ve belki bizler şuan güzel şeyleri konuşacaktık sizlerle beraber şu platformda…<br />
KİMİLERİMİZ KIRK HARAMİLER GİBİ YAŞIYOR…</p>
<p>Sonuç olarak şunu söylemeliyim;<br />
Evrende savaşlar oluyorsa, insanlar birbirlerini acımasızca öldürüyorsa ve insan insan karşısında yeteri kadar affedici olmayıp, birbirini sığamıyorsa bunların tek nedeni içimizdeki insan sevgisinin yokluğudur.<br />
Kimileri de bir mağara bulmuş kendine, o mağarayı Kırk Haramiler gibi nasıl altınla doldururum düşüncesinde…<br />
Oysa hepimiz biliyoruz ki; herkese yetecek kadar altın da var her bir şey de var bu dünyada…<br />
GÜZELİ DÜŞÜNÜP, SEVGİYE SARILMAMIZIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?</p>
<p>Evet yazık ki sevgili okurlar; günümüzde insani duygularımızın ölmeye yüz tuttuğunu görebiliyoruz.<br />
Bu süreçte, içinde bulunduğumuz koşullar üzerimizde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratacak elbette…<br />
Ancak koşullarımız ne kadar kötü olursa olsun içimizdeki insan sevgisini öldürmemeli diye düşünüyorum.<br />
Bizler güzelliğe, aşka, mutluluğa, iyiliğe ancak içimizdeki insan sevgisiyle erişebiliriz…<br />
Ve bizler yararlı varlıklar olabilmemiz için evrenimizde, her zaman içimizde barındırdığımız insan sevgimizle hareket etmeliyiz…<br />
Etmeliyiz ki, duyarlı varlıklardan oluşan bir evrenin içinde, yaşamımızı sürdürebilelim ve işe yarar kılalım bize sunulmuş malzemeyi…<br />
Etmeliyiz ki sevgili okurlar, bizler en kötü anımızda bile iyiyi, güzeli düşünüp tekrardan sarılabilelim sevgiye ve birbirimize…<br />
Ne dersiniz?..      	         alevoksuz@yahoo.com</p>
<h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/yem-kavgasi-misali-yasiyoruz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HERŞEY ESTETİKTEN VE MERAKTAN İBARET DEĞİL MİDİR ZATEN?..</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/hersey-estetikten-ve-meraktan-ibaret-degil-midir-zaten</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/hersey-estetikten-ve-meraktan-ibaret-degil-midir-zaten#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2008 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bestehane.com/hg/?p=26230</guid>
		<description><![CDATA[Gecenin bir saatinde cep telefonum çaldı&#8230; Kardeşim Aslı&#8217;ydı arayan&#8230; Ankara ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin bir saatinde cep telefonum çaldı&#8230; Kardeşim Aslı&#8217;ydı arayan&#8230; Ankara Üniversitesi&#8217;nde Konservatuvar okuyor&#8230; Hocaları, &#8216;Sanatta ve doğada estetik&#8217; konulu bir deneme  yazmalarını istemiş&#8230;<br />
Benden kendisine bu konuda yardımcı olmamı istedi, önce kızdım tabi, çünkü gecenin bir vaktine gelmiş ve daha birşey yazmamıştı&#8230;<br />
Neyse&#8230; Aslı&#8217;yı ders yoğunluğuna bağışladım, ancak yinede kendi yazmalıydı bu denemeyi&#8230; Önce &#8216;yok&#8217; dedim&#8230;&#8217;Yazamam, sen yaz&#8217; dedim&#8230; Onu biraz itekledim birşeyler üretmesi için&#8230; Üretince de bazı noktalarda yardımcı olup, bıraktım kendi yazısıyla başbaşa&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Ve ardından&#8230;<br />
Doğrusu gecenin o vaktinde sizlerle sohbet etmem için iyi bir konu çıkıvermişti karşıma&#8230;<br />
Ben de bu fırsatı kaçırmamalıydım.<br />
Güzel bir sohbet için &#8216;doğada ve sanatta estetik” konusuna dair aklıma gelen düşünceleri işte şimdi bu sohbetimizde sizlerle paylaşmak istiyorum&#8230;</p>
<p>Bence güzel bir konu&#8230; Umarım sizlerin de hoşuna gider ve sohbetimizden büyük bir keyif alırsınız&#8230;<br />
Evet, sevgili okurlar; &#8216;doğada ve sanatta estetik&#8217; konulu sohbetimize başlamaya ne dersiniz?</p>
<p>TANRI HAVVA&#8217;YI FARKLI YARATIP, ADEM İÇİN ÇEKİCİ KILMAMIŞ MIYDI..</p>
<p>Öncelikle doğanın estetiğine değinelim&#8230;<br />
Sohbetimize estetik kavramını tanımlayarak giriş yapabiliriz elbette&#8230;<br />
Estetik; &#8216;bir varlığı doğada çekici kılmaktır, güzelleştirmektir&#8217;&#8230;<br />
O varlığın “ben buradayım” diyebilmesidir ve sonra da kendi içinde barındırdığı farklı özelliklerle kendini sıradışı kılmasıdır yaşam içinde&#8230;<br />
Daha ilk insanın uyanışıyla bu farklılık kendini göstermemiş miydi zaten.<br />
Tanrı Havva&#8217;yı farklı yaratıp, Adem için çekici kılmamış mıydı&#8230;Ve insan nesli bu şekilde sürdürülmedi mi günümüze kadar&#8230;<br />
Şuana dek evrim geçirmiş birer varlık olarak sürdürmedik mi yaşantımızı, bize sunulmuş ve içinde yanıt bekleyen bir sürü soru barındıran yaşam serüvenimizde&#8230;.</p>
<p>Bir an için şöyle düşünüyorum;<br />
Tanrı bizlerin etiketini  belirlemiş ve öyle yollamış evrene&#8230; Evrendeki canlı-cansız her şeyi, sırf bize cazip gelmesi için farklı yaratmış ve ayrı bir özellik vermiş her bir şeye&#8230;<br />
Bizleri evrendeki malzemeyi işlemek için, herşeyi daha da güzelleştirmek için yollamış&#8230;<br />
Sonra bize sunulmuş malzemeyi işler duruma gelmişiz&#8230;<br />
Ve ardından yaşam içindeki doğayı keşfederek şimdiki zamanın estetiğini yaratmışız&#8230; </p>
<p>Yani şöyle;<br />
Yolculuğumuz ilk insanların evreni keşfetmeye çalışmasıyla başlamış&#8230;<br />
Merak etmişler evrendeki malzemeyi&#8230; bu merak günümüzde de devam ediyor&#8230; ve şuan o malzeme bizlere miras,  işledikçe çoğalıyor, işe yarar kıldıkça gerisi geliyor, tıpkı bir çorap söküğü misali&#8230;<br />
Sonrasında insanlar her keşiften haz alır duruma geliyor, mutlu oluyor&#8230;<br />
Her mutluluk, her keşif başka bir merak uyandırıyor insanoğlunda. Zaten insanoğlunun yaşamını sürdürmesinde en büyük etken mutluluk değil midir&#8230;<br />
Öyle sanıyorum ki; bunu hepimiz biliyoruz&#8230;<br />
Şuan için doğadaki estetikliğe, çekiciliğe ve ilgiye dair yaptığımız yorumlar bizlere sanatta estetik konusu üzerinde düşünmeye bir zemin hazırladı diyebiliriz&#8230;</p>
<p>SANAT BAZEN YAŞAMDAKİ DÜŞLERİ; MAVİ RENKLİ, BEYAZ BENEKLİ BİR KELEBEĞE BENZETMEKTİR&#8230;</p>
<p>Evet sevgili okurlar;<br />
Şimdi de sanatta estetik üzerine düşünmeye ve düşüncelerimizi ifade etmeye ne dersiniz?</p>
<p>Sanat; belli bir kalıba koyamadığımız duygularımızın bir şekilde dışa vurumu olsa gerek&#8230;. Dışa vurum şekli de estetikliğin ta kendisi&#8230;<br />
Tıpkı bir gökkuşağının tüm renklerini yansıtması gibi yeryüzüne&#8230;<br />
Bazen yakınımdaki, çok sevdiğim bir insanın benzetmeleri gibidir belki de sanat&#8230;<br />
Şöyle demişti:<br />
“Mor düşlerimi koynuma alıp, örtüyorum geceleyin&#8230;<br />
Üstümü yarına olan umutlarımla&#8230;<br />
Bu umut bugün ve düşlerim mavi renkli, beyaz benekli bir kelebek&#8230;”</p>
<p>Ya da daha başka açılardan düşünecek olursak sevgili okurlar;<br />
Sanattaki estetik bir şey yaratmak, hayalini resmetmek ya da heykelleştirmek veyahut notalaştırmak sonra da insanın kendi estetikliğinin perspektifliğinde sonuca varmak.<br />
Belki de o varılan sonucun, o insanın öldükten sonra da yaptıklarının benimsenmesi, desteklenmesi ya da belki de hiç beğenilmemesidir kim bilir&#8230;<br />
Varılan nokta mı; tabi ki yaratılan her neyse sanat eseri değeri taşıyıp ya da taşıyamamasıdır&#8230;</p>
<p>SANAT GÖRECELİDİR</p>
<p>  Şimdi de sohbetimizin bu bölümünde biraz da günümüz örneklerinden yola çıkarak, sanat üzerine konuşalım istiyorum&#8230;<br />
Örneğin; bir ressamın bulunduğu ruh halini bize göre, anlaşılmayan çizgelerle resmetmesi ve bizim anlayamamamız&#8230; Oysa ressama göre o resim kendini ve duygularını ifade etmiştir&#8230;. Çizdiği bir çizgi dahi resmin temasını anlatmaya yetiyordur ona göre..  başkalarına sorsanız; boş çizgilerden ibarettir belki o resim. Yani, “sanat görecelidir” sonucuna da varabiliriz&#8230;</p>
<p>DÜŞÜNCE; HAYAL GÜCÜNE, HAYAL GÜCÜ YARATICILIĞA,  YARATTIĞIMIZ HER ŞEY DE KENDİ SEÇİMLERİMİZİN SONUCUNA YANSIR&#8230;</p>
<p>Şunu da belirtmek gerekir ki sevgili okurlar;<br />
Her şeyin içinde estetik vardır, ama estetik olan her şey kimi zaman güzel görünmeyebilir de gözümüze&#8230;<br />
Bir ressama doğa manzaraları nasıl cazip gelir ise, kimi ressama da insan portreleri cazip gelebilir&#8230;İşte sanat da böyle seçimlerden ibaret ve insanların beğenileri de. </p>
<p>Sonuç olarak, diyebiliriz ki; düşünce hayal gücüne yansır, hayal gücü yaratıcılığa, yarattığımız her şey de kendi seçimlerimizin sonucudur elbette&#8230; Bu da düşünce estetiği olsa gerek değil mi sevgili okurlar&#8230;<br />
Ki; zaten her ressam aynı düşüncede olsaydı ve aynı baksaydı bir manzaraya çizilen her resim aynı olurdu.<br />
Her birimiz ayrı yapılara ve ayrı düşünce tarzlarına sahibiz.<br />
Sanat estetiği dediğimiz şey, farklı düşüncelerden ve hayal gücünden ibaret. </p>
<p>Tanrı her şeyi bize cazip gelecek şekilde yarattıysa ve bize bunları malzeme olarak evren içinde sunduysa, sonra da bunları işleyin dediyse; Tanrının bize sunduğu malzemeden yarattığımız her şey bizim keşiflerimizdir, aynı zaman da kendi oluşturduğumuz sanatsal çalışmamızın estetiğidir.<br />
          Yani, somutlaştırdığımız her düşünce, yarattığımız ayrı bir estetiktir. Hayaldeki düşünce, uygulamaya döküldükçe değer kazanır ve bir yerde barınır;  o da kendi hayalimizle yarattığımız sanat eserimizdir&#8230;   </p>
<p>ESTETİK RUHUMUZU GENİŞLETEREK, ZENGİNLEŞTİRMELİYİZ YAŞAMI&#8230;</p>
<p>Sonuç olarak sevgili okurlar, şunu söylemeliyim ki ; bizler yaşama dair yaptığımız herşeyi değerli kılmak için,  en küçük ayrıntıları dahi kaçırmadan uygulamaya dökmeliyiz ve yoğunlaşmalıyız üzerinde o yaptığımız, yarattığımız her ne ise&#8230;<br />
Tek bir yolda ilerlemeyip daha da emek verip, estetik ruhumuzun ufuklarını  genişletmeliyiz.<br />
At gözlüğümüz takılıysa şayet, o gözlüğü çıkarıp evrendeki doğayı güzelleştirmek adına her kapıyı aralamalıyız, daha başka bilinmeyenleri keşfetmek için&#8230;<br />
Bu bir yapı olabilir&#8230; Bu bir resim olabilir, müzik parçası ya da doğal bir güzellik olabilir&#8230;<br />
Önemsemeliyiz herşeyi, değerli kılmalıyız ve zenginleştirmeliyiz yaşamı&#8230;<br />
İşte o zaman belki evrenimizi yıkıcı etkenlerden nasıl koruyabileceğimizi öğrenebileceğiz&#8230;<br />
Ne dersiniz?..<br />
alevoksuz@yahoo.com</p>
<h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/hersey-estetikten-ve-meraktan-ibaret-degil-midir-zaten/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cenneti de Cehennemi de yaratan bizlermişiz…</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/cenneti-de-cehennemi-de-yaratan-bizlermisiz-2</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/cenneti-de-cehennemi-de-yaratan-bizlermisiz-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bestehane.com/hg/?p=26228</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba Sevgili okurlar&#8230;
Uzun bir aradan sonra yine sizlerle bir sohbet ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Sevgili okurlar&#8230;<br />
Uzun bir aradan sonra yine sizlerle bir sohbet platformunda buluşmak ne güzel&#8230;<br />
Sohbetimize başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki;<br />
Son günlerde gerek ilimizde, gerekse diğer illerimizde yaşanan terör olaylarını bir iç cızlamasıyla takip etmek, beni son derece üzüyor&#8230;<br />
Dünyayı bir cennete çevirmek yerine, cehenneme çevirmeyi tercih etmiş bir toplumu yansıtıyoruz&#8230;<br />
İşte böyle bir gündeme gebe kalan ve giderek kan kaybeden bir hastaya benzettiğim ülkemin, bu durumuna üzülüyorum&#8230;<br />
Bir gün şehit askerlerimize üzülüyoruz, diğer gün bomba saldırısında ölen masum onca insana, diğer bir gün ülkemizin satılan her parçasına&#8230; bu yetmiyormuş gibi dünyada oluşan ülkeler arası savaşlara, ölen insanlara ve geride kalan gözü yaşlılara&#8230;<br />
Evrende oluşan olumsuzluklardan sadece birkaçı şu sıraladıklarım ve daha bir o kadar var ki sayabileceğim, sırf düzenimizi bozmak için yapılan eylemler&#8230;<br />
Yazık ki; böyle bir ortamda yaşam sürmek beni huzursuz ediyor, ama ne var ki; yaşam devam ediyor ve bizler yaşamımızı sürdürmek için bu olumsuzluklarla savaşmak zorunda kalıyoruz&#8230;<br />
Şimdi soruyorum; cennet yerine, neden cehennemi yaratma çabasındayız?<br />
****<br />
Evet sevgili okurlar;<br />
Cennet-cehennemden konu açılmışken, buna dair okuduğum bir kitaptan yola çıkarak bugünkü sohbetimize başlamak istiyorum&#8230;</p>
<p>Bir kitap keşfetmiştim&#8230;<br />
Kitabın adı: “Tanrı ile Dostluk”<br />
Yazar: Neale Donald Walsch&#8230;<br />
Alışılmadık bir diyalogu kaleme alan yazar, Tanrı ile sohbet etmiş ve her detayı yansıtmıştı kitabında&#8230;<br />
Kitabı okumaya başladım ve okurken şunu anladım; ben bu kitabı okumasaydım, öyle sanıyorum ki hayatımda büyük bir eksiklik oluşurdu…<br />
Çünkü; beni yaratan gücü her zaman merak etmişimdir ve kulaktan dolma şeylerle, bana göre bazı yanlış bilgilerle onu tanıyordum…<br />
Hep soru işaretleri vardı onunla ilgili ve bunları her zaman öğrenmek istemişimdir….<br />
Sizler de merak ettiyseniz bu kitabı, hemen alın, okuyun derim…<br />
Eeveettt bu kitaptan yola çıkarak bir sohbet oluşturmaya ne dersiniz?</p>
<p>Kitapta okuduğum birkaç detayı sizlerle paylaşmak ve yorumlamak istiyorum&#8230;<br />
Umarım bu konuya perspektif bir bakış açısıyla bakıp, yorum yapabiliriz…<br />
Hep merak etmişimdir “öldükten sonra yanlışları ağır basan insanlar gerçekten cehenneme mi gidiyor” diye…<br />
Okuduğum kitapta cehenneme dair, yazar ve Tanrı arasında geçen soru-yanıtlar vardı.<br />
Yazar cehennemi soruyordu Tanrı&#8217;ya..</p>
<p>Tanrı&#8217;nın verdiği yanıt ise şöyleydi:<br />
“Cehennem var, ama sandığınız değil ve size söylenen gerekçelerden dolayı cehennemi deneyimlemiyorsunuz.<br />
Seçimlerinizin, kararlarınızın ve yarattıklarınızın sonuçlarının en kötü şekilde deneyimlenmesidir. Yanlış düşünceden çektiğin acıdır cehennem. Cehennem, hazzın ve coşkunun zıddıdır. Doyumsuzluktur. Daha az olmaktır. İşte cehennem budur. Fantezilerinizde olduğu gibi cehennem bir yer olarak yoktur. Hani şu sonsuz ateşte yandığınız, sonsuza dek acı çektiğiniz yer. Böyle bir cehennem yaratmak için benim ne gibi bir amacım olabilir? Sizin cenneti “hak etmediğiniz” gibi hiç de tanrısal olmayan bir düşüncem olsa bile, neden sizin başarısızlıklarınızı cezalandırmaya, sizden bir tür intikam almaya gereksinim duyayım? Sizin cehennem kavramınız en aşırı gaddarlığın ötesinde bir boyut. Kim ve ne olduğunuza karar veren sizsiniz ve kim olmak istediğinize de. Ne yaptığınızı gerçekten değerlendirebilecek tek kişi sizsiniz. Asla sizi başka yargılayan olmayacak. Tanrı kendi yarattığını nasıl yargılayabilir ve ona kötü diyebilir.<br />
Eğer sizin mükemmel olmanızı ve her şeyi mükemmel yapmanızı isteseydim, sizi, geldiğiniz kaynağın mükemmel boyutunda bırakırdım. Önünüze seçimi ben koyduğuma göre yaptığınız seçimler için sizi niye cezalandırayım? Bana suçlayıcı tanrı rolünü vermeden önce bu soruyu kendinize sormalısınız.”<br />
Evet sevgili okurlar, sohbette Tanrı bunları dile getirmiş&#8230;</p>
<p>Bunu okuduktan sonra şunları söyledim kendime:<br />
“İnsanlar olumsuzu bilmeden, deneyimlemeden olumluyu yeteri kadar anlayamaz ki…<br />
Ya da insanlar olmayanı bulmadan, olanın tam anlamıyla  ne olduğunu bilemez ki…<br />
Belkide, Tanrı&#8217;nın dediği gibi, yanlış düşünceden çektiğimiz acıdır cehennem…<br />
Ama bazen cehennemi yaşamak da gerek diyebiliyor insan…<br />
Çünkü cehennemi yaşadığında, cennetin farkına varabiliyor…<br />
Kararlarımızın, yarattıklarımızın sonuçları ne kadar kötü olursa olsun bazen onlar yine bizim kazanımlarımızdır; bunlar kötü bir deneyim olsa da yaşamımızda…<br />
Bunları deneyimlerken de, doğruları ve yanlışları kavrayabiliyoruz ve sonrasında görebiliyoruz karşımızdaki güzellikleri, zaman kaybı yaşasak da, o doğaya ters düştüğümüz dönemlerde…<br />
Bu da ölümden döndüğü andır insanın, tekrardan yaşamaya başladığı andır belki…”<br />
***<br />
Eeveet sevgili okurlar;<br />
Bu yorumlardan sonra aklıma hep zıt kavramlar geldi ve bununun üzerine biraz daha yorum yapmak istiyorum bu güzel sohbetimizde…</p>
<p>Cennet ya da cehennem, doğru ya da yanlış, beyaz ya da siyah, evet ya da hayır…<br />
Bu zıt terimler bile bize çok şey kazandırmaya yetiyor çoğu zaman…<br />
En kötü deneyim bile bize iyi bir ders verebiliyor kimi zaman… </p>
<p>Sonuç olarak;<br />
Bizler bunları nasıl deneyimliyorsak, Tanrı&#8217;nın bize sunduğu evreni de öyle deneyimliyoruz…<br />
Bu bizim yaşam sınavımızın ta kendisidir aslında…<br />
İşlem ve sağlamadan ibarettir yaşam…<br />
İşlemini yaparsın, sağlaman doğru çıkarsa sorun yoktur, iyi bir deneyim kazanmışsındır, ancak sağlama doğru çıkmıyorsa ortada yanlış bir şeyler vardır ve doğru sonuca varmadıkça senin için zaman kaybı yaratır o yanlış sonuç, ama geç olsa da doğru sonucu bulmak, senin için kazandığın, yine doğru bir deneyim olacaktır&#8230;<br />
Yani yaşamdaki yanlışlarımız zaman kaybıdır bizim için, ama bunun yanında kalıcı dersler kazandırır bizlere…Bu da hayatı deneyimlemektir toplamda…<br />
Ne yaparsak aslında kardır, ama zarara uğramamak olmalı amaç…<br />
En önemli şey; hayatı doyasıya yaşamak ve her şeyi keşfedip anlamaya çalışmak…<br />
Kendimizi Tanrının parçaları olarak varsayalım… Bu evren Tanrı tarafından yaratıldı ve bizler onun parçaları olarak kendisini deneyimliyoruz… Tanrı ne yapabildiğini biz parçacıklarını izleyerek neler yaptığını görüyor ve öyle deneyimliyor kendini…<br />
Sonuç olarak diyebiliriz ki; cenneti de, cehennemi de yaratan bizlermişiz aslında…<br />
Bunu, evrenimizin şuan ki durumuna bakarak görebiliriz&#8230;<br />
Ne dersiniz?&#8230;						<alevoksuz@yahoo.com</p>
<h4>En çok arananlar:</h4><ul><li><a href="http://www.hataygazetesi.com/cenneti-de-cehennemi-de-yaratan-bizlermisiz-2" title="cehennemi yaratan kitap">cehennemi yaratan kitap</a></li></ul><h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/cenneti-de-cehennemi-de-yaratan-bizlermisiz-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cenneti de Cehennemi de yaratan bizlermişiz…</title>
		<link>http://www.hataygazetesi.com/cenneti-de-cehennemi-de-yaratan-bizlermisiz-3</link>
		<comments>http://www.hataygazetesi.com/cenneti-de-cehennemi-de-yaratan-bizlermisiz-3#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alev</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bestehane.com/hg/?p=26229</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba Sevgili okurlar&#8230;
Uzun bir aradan sonra yine sizlerle bir sohbet ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Sevgili okurlar&#8230;<br />
Uzun bir aradan sonra yine sizlerle bir sohbet platformunda buluşmak ne güzel&#8230;<br />
Sohbetimize başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki;<br />
Son günlerde gerek ilimizde, gerekse diğer illerimizde yaşanan terör olaylarını bir iç cızlamasıyla takip etmek, beni son derece üzüyor&#8230;<br />
Dünyayı bir cennete çevirmek yerine, cehenneme çevirmeyi tercih etmiş bir toplumu yansıtıyoruz&#8230;<br />
İşte böyle bir gündeme gebe kalan ve giderek kan kaybeden bir hastaya benzettiğim ülkemin, bu durumuna üzülüyorum&#8230;<br />
Bir gün şehit askerlerimize üzülüyoruz, diğer gün bomba saldırısında ölen masum onca insana, diğer bir gün ülkemizin satılan her parçasına&#8230; bu yetmiyormuş gibi dünyada oluşan ülkeler arası savaşlara, ölen insanlara ve geride kalan gözü yaşlılara&#8230;<br />
Evrende oluşan olumsuzluklardan sadece birkaçı şu sıraladıklarım ve daha bir o kadar var ki sayabileceğim, sırf düzenimizi bozmak için yapılan eylemler&#8230;<br />
Yazık ki; böyle bir ortamda yaşam sürmek beni huzursuz ediyor, ama ne var ki; yaşam devam ediyor ve bizler yaşamımızı sürdürmek için bu olumsuzluklarla savaşmak zorunda kalıyoruz&#8230;<br />
Şimdi soruyorum; cennet yerine, neden cehennemi yaratma çabasındayız?<br />
****<br />
Evet sevgili okurlar;<br />
Cennet-cehennemden konu açılmışken, buna dair okuduğum bir kitaptan yola çıkarak bugünkü sohbetimize başlamak istiyorum&#8230;</p>
<p>Bir kitap keşfetmiştim&#8230;<br />
Kitabın adı: “Tanrı ile Dostluk”<br />
Yazar: Neale Donald Walsch&#8230;<br />
Alışılmadık bir diyalogu kaleme alan yazar, Tanrı ile sohbet etmiş ve her detayı yansıtmıştı kitabında&#8230;<br />
Kitabı okumaya başladım ve okurken şunu anladım; ben bu kitabı okumasaydım, öyle sanıyorum ki hayatımda büyük bir eksiklik oluşurdu…<br />
Çünkü; beni yaratan gücü her zaman merak etmişimdir ve kulaktan dolma şeylerle, bana göre bazı yanlış bilgilerle onu tanıyordum…<br />
Hep soru işaretleri vardı onunla ilgili ve bunları her zaman öğrenmek istemişimdir….<br />
Sizler de merak ettiyseniz bu kitabı, hemen alın, okuyun derim…<br />
Eeveettt bu kitaptan yola çıkarak bir sohbet oluşturmaya ne dersiniz?</p>
<p>Cehennem; daha az olmaktır</p>
<p>Kitapta okuduğum birkaç detayı sizlerle paylaşmak ve yorumlamak istiyorum&#8230;<br />
Umarım bu konuya perspektif bir bakış açısıyla bakıp, yorum yapabiliriz…<br />
Hep merak etmişimdir “öldükten sonra yanlışları ağır basan insanlar gerçekten cehenneme mi gidiyor” diye…<br />
Okuduğum kitapta cehenneme dair, yazar ve Tanrı arasında geçen soru-yanıtlar vardı.<br />
Yazar cehennemi soruyordu Tanrı&#8217;ya..</p>
<p>Tanrı&#8217;nın verdiği yanıt ise şöyleydi:<br />
“Cehennem var, ama sandığınız değil ve size söylenen gerekçelerden dolayı cehennemi deneyimlemiyorsunuz.<br />
Seçimlerinizin, kararlarınızın ve yarattıklarınızın sonuçlarının en kötü şekilde deneyimlenmesidir. Yanlış düşünceden çektiğin acıdır cehennem. Cehennem, hazzın ve coşkunun zıddıdır. Doyumsuzluktur. Daha az olmaktır. İşte cehennem budur. Fantezilerinizde olduğu gibi cehennem bir yer olarak yoktur. Hani şu sonsuz ateşte yandığınız, sonsuza dek acı çektiğiniz yer. Böyle bir cehennem yaratmak için benim ne gibi bir amacım olabilir? Sizin cenneti “hak etmediğiniz” gibi hiç de tanrısal olmayan bir düşüncem olsa bile, neden sizin başarısızlıklarınızı cezalandırmaya, sizden bir tür intikam almaya gereksinim duyayım? Sizin cehennem kavramınız en aşırı gaddarlığın ötesinde bir boyut. Kim ve ne olduğunuza karar veren sizsiniz ve kim olmak istediğinize de. Ne yaptığınızı gerçekten değerlendirebilecek tek kişi sizsiniz. Asla sizi başka yargılayan olmayacak. Tanrı kendi yarattığını nasıl yargılayabilir ve ona kötü diyebilir.<br />
Eğer sizin mükemmel olmanızı ve her şeyi mükemmel yapmanızı isteseydim, sizi, geldiğiniz kaynağın mükemmel boyutunda bırakırdım. Önünüze seçimi ben koyduğuma göre yaptığınız seçimler için sizi niye cezalandırayım? Bana suçlayıcı tanrı rolünü vermeden önce bu soruyu kendinize sormalısınız.”<br />
Evet sevgili okurlar, sohbette Tanrı bunları dile getirmiş&#8230;</p>
<p>Bunu okuduktan sonra şunları söyledim kendime:<br />
“İnsanlar olumsuzu bilmeden, deneyimlemeden olumluyu yeteri kadar anlayamaz ki…<br />
Ya da insanlar olmayanı bulmadan, olanın tam anlamıyla  ne olduğunu bilemez ki…<br />
Belkide, Tanrı&#8217;nın dediği gibi, yanlış düşünceden çektiğimiz acıdır cehennem…<br />
Ama bazen cehennemi yaşamak da gerek diyebiliyor insan…<br />
Çünkü cehennemi yaşadığında, cennetin farkına varabiliyor…<br />
Kararlarımızın, yarattıklarımızın sonuçları ne kadar kötü olursa olsun bazen onlar yine bizim kazanımlarımızdır; bunlar kötü bir deneyim olsa da yaşamımızda…<br />
Bunları deneyimlerken de, doğruları ve yanlışları kavrayabiliyoruz ve sonrasında görebiliyoruz karşımızdaki güzellikleri, zaman kaybı yaşasak da, o doğaya ters düştüğümüz dönemlerde…<br />
Bu da ölümden döndüğü andır insanın, tekrardan yaşamaya başladığı andır belki…”<br />
***<br />
Eeveet sevgili okurlar;<br />
Bu yorumlardan sonra aklıma hep zıt kavramlar geldi ve bununun üzerine biraz daha yorum yapmak istiyorum bu güzel sohbetimizde…</p>
<p>Cennet ya da cehennem, doğru ya da yanlış, beyaz ya da siyah, evet ya da hayır…<br />
Bu zıt terimler bile bize çok şey kazandırmaya yetiyor çoğu zaman…<br />
En kötü deneyim bile bize iyi bir ders verebiliyor kimi zaman… </p>
<p>İşlem ve sağlamadan ibarettir yaşam…</p>
<p>Sonuç olarak;<br />
Bizler bunları nasıl deneyimliyorsak, Tanrı&#8217;nın bize sunduğu evreni de öyle deneyimliyoruz…<br />
Bu bizim yaşam sınavımızın ta kendisidir aslında…<br />
İşlem ve sağlamadan ibarettir yaşam…<br />
İşlemini yaparsın, sağlaman doğru çıkarsa sorun yoktur, iyi bir deneyim kazanmışsındır, ancak sağlama doğru çıkmıyorsa ortada yanlış bir şeyler vardır ve doğru sonuca varmadıkça senin için zaman kaybı yaratır o yanlış sonuç, ama geç olsa da doğru sonucu bulmak, senin için kazandığın, yine doğru bir deneyim olacaktır&#8230;<br />
Yani yaşamdaki yanlışlarımız zaman kaybıdır bizim için, ama bunun yanında kalıcı dersler kazandırır bizlere…Bu da hayatı deneyimlemektir toplamda…<br />
Ne yaparsak aslında kardır, ama zarara uğramamak olmalı amaç…<br />
En önemli şey; hayatı doyasıya yaşamak ve her şeyi keşfedip anlamaya çalışmak…<br />
Kendimizi Tanrının parçaları olarak varsayalım… Bu evren Tanrı tarafından yaratıldı ve bizler onun parçaları olarak kendisini deneyimliyoruz… Tanrı ne yapabildiğini biz parçacıklarını izleyerek neler yaptığını görüyor ve öyle deneyimliyor kendini…<br />
Sonuç olarak diyebiliriz ki; cenneti de, cehennemi de yaratan bizlermişiz aslında…<br />
Bunu, evrenimizin şuan ki durumuna bakarak görebiliriz&#8230;<br />
Ne dersiniz?&#8230;</p>
<p>alevoksuz@yahoo.com</p>
<h2  class="related_post_title">Benzer Haberler</h2><ul class="related_post"><li>Benzer haber yok</li></ul>Bu yazı için etiket yok]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hataygazetesi.com/cenneti-de-cehennemi-de-yaratan-bizlermisiz-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

