Beyaz bir ışık göz kırparcasına yansımalarını gönderiyor… sonra süzülerek, yamacıma aydınlık veriyor gecenin karanlığını kıskandırırcasına, bana sığınarak…
Doğa harikası görüntüsüyle kandırmaya çalışarak beni, büyülercesine kıvrılıyor, yerleşiyor bir yanıma…
Ve ardından bir irkilişle…sabahın ilk ışıklarıyla açıyorum gözlerimi …
Odamda koca bir karaltı, her yanım belirsiz gölgelerle dolu… ayağa kalkıp perdelere tutunuyorum aydınlığımı bana geri versinler diye…
O da yetmiyor ışığın düğmesine dokunuyorum… ve artık görebiliyorum gölgelerin ardında kalan o gizemli tılsımı!
Bu öyle bir tılsım ki; bana gideceğim yönü bulmama araç…
Evet, yine bana kalıyor herşey…
Konuşmam, emeklemem, yürümem, koşmam ve düşlerimdeki hedeflerime hizmet edecek yolu bulmam…
***
Uzun bir aradan sonra sizlerle sohbet etmek için yine bilgisayarımın başındayım sevgili okurlar…
Klavyemin tuşlarına dokunup, sizlerle paylaşıma girmek, benim ciddi anlamda etkin olmama sebep oluyor ve sonrasında elbetteki sizlerle yeni sohbet konularıyla buluşmama…
Kapsamı büyük olan bir evrenin içinde örmeye çalıştığımız kendi yaşamımızı itinayla işliyoruz… Bu aksiyonu gerçekleştirirken , onca harikulade duyguları barındırıyor ve bu güzelliklerden kendimizi soyutlamadan üstün nitelikli uğraşlar veriyoruz…
Kimi zaman önemli bir ayrıntıyı, mantığımıza ters düştüğü için itiveriyoruz elimizin tersiyle…
Kimi zaman da duygusallığımıza yenik düşüp, matığımıza uymayan bir eylemi gerçekleştirebiliyoruz, özene bezene beslediğimiz gökkuşağı rengindeki yaşantımızda…
Yılmadan yaşanılan her anı özel kılmak isteyişimiz, hep evrendeki olağanüstü güzellikler adına değil midir zaten?
Tercih ettiğimiz her seçenek, hayallerimizde belirlediğimiz mükemmelliğe yakın değil midir?
Evet sevgili okurlar; düşsel yolculuğumuzdaki seçimlerimiz sonrası gerçekleştirdiğimiz her eylem ve ardından aldığımız haz ya da çektiğimiz sıkıntı gerçek yaşamla tanışıyor…
Ancak şöyle bir ayrıntıyı unutmamak gerekir ki; yaptığımız her seçim kendini diğer seçeneklerden farklı kılıyorsa, işte o zaman kendine özgü bir üstün niteliğe sahip oluyor. Mesela, hedefimize giden en kısa yolun amacımıza hizmet etmesi gibi…
Tabii şuna da inanmak gerekir:
Bizler düşlerimize bağlı olduğumuz müddetçe, düşlerimiz de bizlere sadık kalıp istediklerimizin bize gelmesini sağlayacak ve ardından güzellik, üstün nitelik yine bize ait olacaktır sıradanlığa inat!
BAŞARILI İNSANLARI MODELLEMEK MÜKEMMELLİĞE ULAŞMAMIZDA YARDIMCI BİR ETKENDİR…
Bir kitapta şöyle der:
“Mükemmelliğe erişenler, beyinlerinin en becerikli kısımlarına ulaşarak, ondan yararlanmada usta olanlardır.”
Aynı zamanda kitapta, mükemmelliyetçi kişinin, mükemmelliği sonuçlandıracak tüm kaynakları, buluncaya kadar sürekli soru sormayı sürdüren kişi olduğu da ifade edilmektedir…
Ancak başarının ilk basamağının, ne istediğimizi kesin olarak ortaya koymak olduğu detayı hiç unutulmamalı ve tabii sonra da bunu eyleme dökmek gerektiği de…
Elbette başarılı insanları modellemek kusursuzluğa yakın işler başarmamızda yardımcı bir faktördür…
Bizler imzası olan başarıları modellerken daha iyisini yapmak için uğraş verdikçe, örneklediğimiz başarının üstünde bir başarı elde edebiliriz.
Tıpkı; tadı ün salmış güzel bir yemek tarifinden yararlanarak pişirdiğimiz yemeğe, yöresel mutfağımıza özgü birkaç baharat katıp ya da farklı soslar üretip daha da güzel bir tada ulaşmak gibi…
TOPLUMUMUZUN ÜRETKENLİĞE İHTİYACI VAR…
Evet sevgili okurlar; toplumumuzun üretkenliğe ihtiyacı var, bununla birlikte bir işe çekinmeden girebilen ve ne yaptığını bilen bireylere de tabii…
Küçük bir örnek; TV kanalları tarafından Avrupa’daki yarışma programlarının formatları taklit edilip, toplumumuza sunuluyor… Programların formatlarında değişiklik yapma zahmetine katlanılmayıp, daha iyisini oluşturma eyleminde bile bulunulmadan…
Bana göre bu tutum, üretkenlikten uzak, sırf rayting savaşı uğruna yapılan bir tüketimdir… Yan gelip yatmaktan başka bir şey değildir…
Şunu söylemeliyim ki, öncülük; var olandan daha iyisini üreterek oluşur, bunu artık toplum olarak idrak etmenin vakti geldi de geçiyor!
Medyanın topluma empoze etmeye çalıştığı; traji-komik sahnelerin yer aldığı yemek yarışma programlarını, insanların özel hayatlarını ortaya seren seviyesiz izdivaç programlarını, çarpık ilişkileri konu alan, şiddet içeren, her tür kötü alışkanlığı (silah, kavga-dövüş, uyuşturucu, vs..) sergileyen dizileri izlemekten vazgeçmenin ve bunları es geçmenin vakti gelmeli artık, diye düşünüyorum!
İşte bunun için hedefimiz insan olmalı, öncelikle çocuklar…
Çocuklarımız bu tür programları izleyip modelleyeceklerine, yaşam içinde bir sürü başarıya ulaşacakları kaynakları bulsunlar, onları görsünler, taklit edip daha iyisini geliştirmeye çalışsınlar!
Burada anne-babalarımıza ve medyaya elbetteki büyük görevler düşüyor…
Mutlu, çalışkan, üretme gücü olan ve başarılı bir toplum için neye sahip olması gerektiğini bilen bireylere ihtiyacımız var!
Etraftaki başarıları basamak gören, üstün özellikli olmayı hedef seçen bir nesil oluşturmak öncelikle anne-babalarımızın bilinci dahilindedir…
Bilmeliyiz ki; toplumumuzda ne zaman yüksek tanıma yeteneğine sahip ve neyi seçeceğini bilen üretken bir nesil yetişirse, işte o zaman en küçük örnek; TV’de aptalca bir yarışma programını gördüğünde onu zapingleyebilecek bir kuşak oluşabilecektir belki…
Ne dersiniz?


























2 Yorum
Alev Hanım mrb.
Yine güzel konulara değinmişsiniz köşenizde… Teşekkür ederiz.
Kitabınızı aldım. Büyük bir keyifle okudum. Çok farklı bir format kullanmışsınız, bana çok farklı geldi. Güzeldi gerçekten. Elinize sağlık. Saygılar
Merhaba Kerm Bey.. Bu tur yorumlar beni mutlu ediyor gercekten… Kitabimi buyuk bir keyifle okumaniz beni gelecekte daha guzel yazilar yazmami tetikliyor. Ikinci kitapta bulusmak uzere.. Sevgiler…
Alev..